Artık pes etmişti içindeki şeyleri saklamaya ya da öncelikle kendine itiraf etmeye ama her zaman bir şeyler o kadar ters gidiyordu ki kendi kendini avutma biçimi olarak tek diyebildiği"belki de evren mesaj veriyordur"dedi ama içten içe gülümsüyordu.
Beş dakika demişti kendi içinden, beş dakika kavramı "kendi kurduğu"iç dünyasında çok önemliydi sadece gülümsedi beş dakika sonunda kendi haline gülümsedi,kendi hayallerine gülümsedi,kendi iç dünyasına gülümsedi.
Çaresizliğin ne demek olduğunu yeni anlıyordu küçük çocuk, çaresizlik istemediği şeyler olurken yalnızca bir sinema gibi izlemekti o sinema belki bir dram filmiydi belki de bir korku filmi gibiydi aynı zamanda her türlü duyguyu dış dünyaya yansıtmaya da korkuyordu küçük çocuk eğer yansıtırsa mutluluğu ne kadar uzun sürebilecekti ki?