“…bu sonsuz, garip, içinden çıkılamaz evrende bir toz zerresi gibi uçuştuğunu, bu yaşamın isyankâr bağımsızlığının üzerinde baskı oluşturduğunu ve ebedi, sonsuz ironinin peşini bırakmadığını görüyordu; öldüğünü ve ebediyen hayata dönemeyecek bir biçimde toza ve küle dönüştüğünü görüyordu; kaçmak istiyordu, ama tüm evrende saklanabileceği tek bir yer dahi yoktu.”
“Ne zaman! Ne zaman! Günün birinde! Yetmez mi! Her gün bir diğeri gibi. Birinde o dilsiz oldu, bir diğerinde ben kör. Bir gün hepimiz sağır olacağız. Bir gün doğmuştuk, bir gün öleceğiz, hep aynı gün, aynı an, bu size yetmez mi? Bir ayağımız çukurda dünyaya getirirler, güneş parıldar bir an ve sonra tekrar gece olur.”
“Ne zaman! Ne zaman! Günün birinde! Yetmez mi! Her gün bir diğeri gibi. Birinde o dilsiz oldu, bir diğerinde ben kör. Bir gün hepimiz sağır olacağız. Bir gün doğmuştuk, bir gün öleceğiz, hep aynı gün, aynı an, bu size yetmez mi? Bir ayağımız çukurda dünyaya getirirler, güneş parıldar bir an ve sonra tekrar gece olur.”