OSMANLI PADİŞAHLARI
Osmanlı padişahı günlük hayatı itibarıyla çok sıkı bir protokolün içindedir. Sabah Harem'den çıktıktan sonra sarayın içinde nerelerde oturacağı bile bellidir. 17. asırda Revan Köşkü, Bağdat Köşkü veya Arz odası veya III. Ahmed'in yaptırdığı kütüphanededirler ki kendi çoğunlukla orada veya Enderun'daki bazı yerlerdedir. Padişahın günlük protokolü, Enderun'un hangi ağalarıyla birlikte olacağı,hatta saat kaçta yemek yiyeceği ki bu erken kahvaltıdan dolayı saat 11'dir, kaidelere tabidir. Yemeğin nereden, nasıl getirtileceği bellidir. II. Bayezid'den sonra kesinlikle porselen kullanılmaktadır. Aslında bu, Topkapı'daki zengin porselen-çini koleksiyonun varlığını da izah eder. Gelen yemeğin nasıl tadılacağı da protokole bağlıdır, önce aşçılar sonra çaşnigir tarafından zehirlenmeye, suikasta karşı bir tedbir olarak düşünülmüştür. Tabii gelen 60 çeşit yemeğin her birinin yendiğini sanmamak gerekir. Padişahın bazen baktığı bazen sadece tattığı bu nefis yemekler kendisinden sonra, yine protokole göre, başkaları tarafından yenir ki, bu eski bir Şark ve Türk ananesidir. Padişahlar gece Harem'e çekilirler. Harem'deki hayatın nasıl olacağı, hangi cariye ile nasıl beraber olacağı da gene belli bir protokol sürecidir.
Padişahların her biri zanaatı olan kimselerdir. Bunların hepsinin ne zanaatı olduğunu tam bilmiyoruz, ama hepsinin bir işi vardır. Cihan hâkimi Sultan Süleyman Han çok becerikli ve mahir bir kuyumcudur.
Padişahların çok ilginç yönleri var; III. Murad birden fazla divan sahibi olan şairlerdendir. İnce kumaş zevki, onun bu alanda, hiç değilse tezhipte, ileri derecede bir zevk sahibi olduğunu gösterir.
IV. Murad büyük bir sporcudur. 17. yüzyılın bu büyük mareşali ağır gürz taşır, çok iyi ok atar. Bu iri yarı sporcu adamın