Akıl, erdem ve hikmetle buluştuğunda insanı İyi güzel ve doğruya götürür. Aklı reddetmeden ama ona özüne uygun,makul ve meşru bir çerçeve çizerek işlevsel ,yapıcı ,üretken ve "rasyonel" bir akıl hesabına sahip olabiliriz. Fellsefeden kelama , tasavvuftan siyasete, hukuktan estetiğe kadar İslam düşünce geleneği aklın bu farklı anlam katmanlarını işleyerek ortaya muazzam bir mükdesebat çıkarmıştır.
Descartes'ın iddiasının aksine, kişi, "bilme" den önce "var" dır. Şüpheden kurtulmak ve var olduğunu teyit etmek için cogito ergo sum yani "Düşünüyorum o halde varım. " diyebiliriz. Ama bu benim önce bilip sonra var olduğum anlamına gelmez. Var olmayan bir şey nasıl bilinebilir? Varlığın bizatihi anlaşılır ve bilinebilir olması, bilen öznenin tek başına bir anlam dünyası inşa etme imkanının en başta ortadan kaldırır. Böyle bir özne ancak varoluşun ve onun kiplerinin bağlamı içinde işlev görebilir.
İyi ile kötü söz konusu olduğunda aslolan iyidir.Kötülük iyiliğin olmadığı yerde ortaya çıkan arazi ve geçici bir durumdur.Aynı kural karanlık ve aydınlık içinde geçerlidir. Karanlık, ışığın olmadığı yerde ortaya çıkan arazi bir durumdur.Asıl gerçeklik ışık,nur ve aydınlıktır.İyinin kötüye ontolojik üstünlüğü,eşyanın tabiatından kaynaklanır. Zira yaratılışın ve varoluşun kaynağı mutlak İyidir. Varlıklarb özlerinden uzaklaştıkları oranda karanlık, kötü sufli ve deni hale gelirler. Maddi gerçeklik, manevi hakikatin zıttı değil, taşıyıcısı ve bütünleyicisidir.