İzah etmek insanı yorar.
Dostlarımızın yanında izahsız yaşarız. Ne ki dost bildiklerimiz artık uzaktır. Evvel göçenler vardır aralarında, yerine erken yerleşenler ya da bir hastalığın pençesinde günü güne eklemekte zorlananlar…
İstanbul’un değişik yerlerinde bir vesile ile dolaştıktan sonra üzerime sinmiş olan hayal kırıklığının inşa ettiği tükenmiş akşamlara, yorgun İstanbul akşamları adını takarım genellikle.
Biz hanımla bir gün şöyle oturamadık. Bir gün eller gibi hiç telaşsız çay içemedik. Hep çalıştık. Çabaladık. İçtiğimiz çay bir işin yorgunlugunu atıp öteki işe başlama sırasındaydı. Beş çocuk büyüttük, okuttuk. Şimdi bütün gün feyslerinde, “oraya gittik, buraya gittik” diye fotoğraf paylaşıyorlar. Eşşek sıpaları, ananızı bir yere götürmediniz. Peşinize düşüp gelmezdi, ama bir gün teklif edeydiniz. Ana, deseydiniz, bak burada böyle bir yer var. Sağ olun, derdi. Gitmiş kadar oldum, derdi. Teklif edemediler. Oğlanlar neyse de özüm özüm/ iki gözüm/ tatlı kızım diye büyüttüğü…