Sana verdiğim ilk sırrı dönüp bana faş ettiğin günü hatırlıyor musun? Başı sonu belli olmayan bir gündü. Ne zaman dönüp geriye baksam o günün içinde kayboluyorum
Penceresiz sözler bulmak daha iyiydi, içine hiçbir sitemin, hiçbir kırgınlığın, hiçbir suçlamanın sızmadığı kör odalar, karanlık mahzenler inşa etmek... Bilemiyorum.
Bu halde görünmek, bir geçiştirme olduğu her halinden belli açıklamalar yapmak ne zor şey. Her şey yolunda demenin başkaca bir yolu olmalı, diye düşündüm. Kaldı ki konuşsam sesimi bulamayacaktım.
Korkma. Bu dikiş tutmaz sözler, bu palas pandıras özür, bu akıl almaz konuşma hiçbir şeye şifa olmayacak. İnsandan insans giden yol yok madem, kaldır başını, kaldır ki her şeyi bir dudak büküşe sığdıran dişil bilgelik tacında ışıldasın. Herkesin içine düştüğü, bize gelince gözlerini yuman kuyuları kim bu acımasız tesadüflerle doldurduysa masanın hesabını da o ödesin.