Önceki müşterilerden biri, akşam gazetesinin öğlen baskısını sandalyede bırakmıştı, ben de yemeği beklerken rastgele biçimde başlıkları okumaya başladım. Çok iri harflerden oluşan bir başlık sayfayı boydan boya kat ediyordu. Biri Güney Afrika’da büyük bir başarı elde etmişti. Daha küçük başlıklar Sir Austen Chamberlain’in Cenevre’de olduğunu bildiriyordu. Bir mahzende üstünde insan saçı olan bir et satırı bulunmuştu. Bay yargıç... Boşanma Davalarına Bakan Mahkemelerde Kadınların Utanmazlığı üzerine yorum yapmıştı. Gazeteye başkaca haber parçaları da serpiştirilmişti. Bir kadın oyuncu, California’daki bir zirveden aşağı sarkıtılmış ve havada asılı kalmıştı. Hava sisli olacaktı. Bu gezegene şöyle bir uğrayıp gidecek bir ziyaretçi, bu gazeteyi eline aldığında, yalnızca bu dağınık ifadelerden bile İngiltere’nin ataerkil bir düzenle yönetildiğini anlamadan geçemezdi. Aklı başında herhangi birinin profesörün (Kadın Cinsiyetinin Zihinsel, Ahlaki ve Fiziksel Bakımdan Aşalığı başlıklı bir eser yazan bir profesörden bahsediyor) egemenliğini fark etmemesi imkansızdı. Güç ve para ve nüfuz ona aitti. O, gazetenin sahibi, yazı işleri müdürü ve yazı işleri müdürü yardımcısıydı. Dışişleri Bakanı ve yargıçtı. Kriket oyuncusuydu, yarış atlarının ve yatların sahibiydi. Hissedarlarına yüzde iki yüz ödeyen şirketin yöneticisiydi. Kendi yönettiği hayır kuruluşlarına ve kolejlere milyonlar bırakmıştı. Kadın oyuncuyu havada asılı bırakan oydu. Et satırının üstündekinin insan saçı olup olmadığına o karar verecekti; katili o beraat ettirecek ya da mahkûm edecek, asacak ya da özgür bırakacaktı. Sis dışında her şeyi kontrol ediyor gibi görünüyordu. Fakat yine de öfkeliydi.