Steinbeck'in satırlarında insan, yalnızca yoksulluğun değil; hayatın kıyısında bırakılmış insanların hikâyesine rastlıyor. Aradan onca yıl geçmiş olmasına rağmen anlatılan yalnızlık, aidiyetsizlik ve yorgunluk hâlâ tanıdık geliyor. Dün toprağın ve fabrikanın yükünü taşıyanlar vardı, bugünse zamanını ve ömrünü tüketerek yetişmeye çalışanlar... Değişen çağlar oldu ama insanın değerinin çoğu zaman şahsiyetinden ziyade ne kadar ürettiğiyle ölçülmesi pek değişmedi. Oysa emek yalnızca alın teri değildir; insanın ömründen eksilen vakittir, ertelenen hayalleridir, sevdiklerinden çalınan saatlerdir. İnsan bazen yorgunluktan değil, bir sayı gibi görülmekten yorulur.Belki de Steinbeck'in romanları bu yüzden hâlâ canlı ve sahicidir. Çünkü bize, yaşamın yalnızca geçinmekten ibaret olmadığını hatırlatır. İnsan ekmek kadar muhabbete, aidiyete ve değer görmeye de muhtaçtır. Zira emek, karşılığını yalnızca ücretle değil; hürmetle, vefa ile ve insan yerine konulmakla bulduğunda gerçek anlamına kavuşur.