Havva

Havva
Insan her daim yaşadigi anı kiymetini bilmeliydi.Başımıza gelen her kötü şeyin bize öğretmek istediği bir amacı vardı.Bazen iyi bazen kötü .Bazen de,yaşamamak için ne kadar uğraşsa da o anı yaşardı insan..
83 okur puanı
Aralık 2021 tarihinde katıldı
Bir insanın fikrini değiştirmek için ömrünü harcayabilirsin, ama seni görmek istemeyen gözlere kendini gösteremezsin.
Bir çocuğu eğitebilir, destekleyebilir ve gelişimine katkı sağlayabilirsin. Ama yetişkin bir insanın düşüncelerini, duygularını ve sana bakışını değiştiremezsin. Ne kadar çabalarsan çabala unvanın, bilgin, başarın ya da iyi niyetin bunu değiştirmeye yetmez. Eğer seni yanlış anlamaya karar vermişse, en masum cümlende bile bir ima arar. Eğer seni olduğundan farklı görmeye alışmışsa, kendini anlatmak için harcadığın emek yalnızca yorgunluk bırakır.Çünkü bazı insanlar seni olduğun gibi değil, görmek istedikleri gibi tanırlar. Ve öyle bir an gelir ki değiştirmeye çalışmaktan vazgeçer, kabullenişe imzanı atarsın. O zaman anlarsın ki mesele senin kim olduğun değilmiş mesele, karşındaki insanın seni kim olarak görmek istediğiymiş.
Modern Dünyanın Sessiz Yorgunlukları
Steinbeck'in satırlarında insan, yalnızca yoksulluğun değil; hayatın kıyısında bırakılmış insanların hikâyesine rastlıyor. Aradan onca yıl geçmiş olmasına rağmen anlatılan yalnızlık, aidiyetsizlik ve yorgunluk hâlâ tanıdık geliyor. Dün toprağın ve fabrikanın yükünü taşıyanlar vardı, bugünse zamanını ve ömrünü tüketerek yetişmeye çalışanlar... Değişen çağlar oldu ama insanın değerinin çoğu zaman şahsiyetinden ziyade ne kadar ürettiğiyle ölçülmesi pek değişmedi. Oysa emek yalnızca alın teri değildir; insanın ömründen eksilen vakittir, ertelenen hayalleridir, sevdiklerinden çalınan saatlerdir. İnsan bazen yorgunluktan değil, bir sayı gibi görülmekten yorulur.Belki de Steinbeck'in romanları bu yüzden hâlâ canlı ve sahicidir. Çünkü bize, yaşamın yalnızca geçinmekten ibaret olmadığını hatırlatır. İnsan ekmek kadar muhabbete, aidiyete ve değer görmeye de muhtaçtır. Zira emek, karşılığını yalnızca ücretle değil; hürmetle, vefa ile ve insan yerine konulmakla bulduğunda gerçek anlamına kavuşur.
19 Mayıs
19 Mayıs 1919, bir milletin yeniden ayağa kalktığı, bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinin başladığı tarihtir. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, vatan uğruna mücadele eden tüm kahramanlarımızı saygı ve rahmetle anıyoruz. Bugün hâlâ onun izinde, gölgesinde yürüyen her genç emanet edilen Cumhuriyet’in umudunu, cesaretini ve ışığını taşımaya devam ediyor. Bizlere bıraktığı Cumhuriyet’i korumak ve gelecek nesillere aktarmak hepimizin en büyük sorumluluğudur. “Benim doğum günüm 19 Mayıs’tır.” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün fikirleri ve mücadelesi daima yolumuzu aydınlatacaktır. Minnetle, saygıyla… 🇹🇷
İnsan zihni, süreklilikten çok belirsizlikle daha güçlü bağlar kurma eğilimindedir. Aralıklı gelen küçük işaretler, yoklukla birleştiğinde anlamını büyütür ve zamanla sıradan bir iletişim bile derin bir yer edinmeye başlar. Bu süreçte kişi, karşısındakinden çok kendi içinde oluşan boşluğu doldurmaya yönelir; varlık kadar yokluk da bir bağa dönüşür. Sessizlik uzadıkça düşünceler çoğalır, ihtimaller genişler ve zihin eksik kalan parçaları tamamlamak için kendi hikâyelerini üretir. Böyle anlarda hissedilen şey, çoğu zaman birine duyulan ihtiyaçtan ziyade, içsel dengenin kısa süreli kaybıdır. Ve bazen insan, farkında olmadan bir başkasına değil, o dengenin yeniden kurulacağı ana tutunur.