ŞAKAKLARIMIZDA ÖLÜM
Ilık baharları taşıyan çocukluğumuz,
masum bir kıvrımdır dudaklarımızda.
Betondan ellerin yakasına yapışmadığı,
sonunu bilmeden çıktığımız tozlu yollar gibidir.
Hesapsız, sorgusuz ve acemi..
Şimdi, meraklısı olmadığımız günlere uyandıran sabahlar,
içimizde bir boşlukla ittiğimiz nevresim,
çehreler, yansımasını tanımayan aynadaki suretler..
Şakaklarımızda bekleşen ölüm,
ve kapılar.. Bir gün son kez çıkmayı dilediğimiz..
Dipsiz bir uçurum gibiyiz dehrin kucağında,
yankısı yüz yüze bile ulaşmıyor haykırışların,
Sağır olabilir mi kulakları taşlaşmış ruhlarımızın,
hiçliğe götüren ayaklarımız, gün geçtikçe,
Gururdan, kibirden ördüğümüz duvarlar, tuğlası çürük..
Basamaksız bir merdiven yalnızlıklarımız,
her adımı boşluk hissi, her adımı yokluk.
Secdesini arayan alınlarımız, bilinmez yazgılarımız,
kaderlerimiz diyorum; yazıldığını sandığımız, kabullendiğimiz boyun eğerek,
bilmeyerek her sabahın son çıkış olduğunu.
Ve şakaklarımızda ölüm, çoğalır sessizce,
Solar bir akşam güneşi gibi yaşamlarımız..
16/02/2025