"Hayat bir dümen,rotası olmayan gemide savrulur durursun.Limanı görmeden varacağın bir nokta olduğunu bilemezsin. Karaya ayak bastığında karşında kim varsa o senin kaderindir.Bazen beklediğin dönmez, bazen de hiç beklemediğin anda çıkar gelir. Dümeni elinden alır,rotasını sana çevirir limanı da sen olursun."
"Bazen gitmek gerekir,hiç sebep yokken. Çokmuş gibi görünür sorunlar ama belki de yoktur.Anlamak istemezsin karşındakini anlamıyor seni diye.Sorun dersin bunu sorunmuş gibi görünür ya."
Merhaba kitap dostlarım
Bazı yazarlar vardır ya,ne yazarsa yazsın kaleminin büyüsüne kapılırsınız işte benim için o isimlerden birisi sevgili payelll ...Bir kitabın size dokunması,sizi hikâyenin bir parçası yapması gerçekten çok özel bir his ve payelll bunu her defasında öylesine doğal ve güçlü bir şekilde başarıyor ki etkilenmemek elde değil.Bazen bir hikâye çıkar karşınıza sadece kurgusuyla değil hissettirdikleriyle de kalbinize dokunur.İşte Ruken ve Oğuzhan’ın hikâyesi tam olarak öyle bir hikâyeydi benim için.
Ruken, zekâsı ve cesaretiyle ön plana çıkan bir kadın…Oğuzhan ise sessiz ama derin bir karakter; içinde fırtınalar kopsa da yüzüne vuran sadece bir dinginlik.İkisini aynı görevde bir araya getiren kader aslında onları kendi duygularıyla da yüzleştiriyor.İki ay boyunca bir üs evinde,devletin gizli bir projesinde çalışırken aralarında filizlenen o duygu… hem imkânsızlığın hem de bağlılığın en güzel örneğiydi.Onların hikâyesini okurken bazen gururlandım,bazen de içim burkuldu.Çünkü aşk, bazen bir sığınağın içinde filizlenir ama dışarı çıktığında rüzgâr onu savurabilir…Yazarın dili öylesine akıcı,öylesine sahici ki; satır aralarında sadece bir aşkı değil o aşkın ağırlığını,sessizliğini ve tutkusunu da hissettiriyor.
“Kalp dediğin çıkmaz bir sokak…” sözü ise beni derinden etkiledi.Çünkü bazen gerçekten öyle olur; o sokaktan çıkmak istemezsin,duvara çarpsan da kalbin hep oradadır.Ruken ve Oğuzhan’ın hikâyesi sadece bir görev değil,bir kalbin diğerine emanet edilişinin hikâyesi...
Her duygusuyla,her cümlesiyle içime işleyen bir kitaptı benim için.Aşkın en sade ama en çarpıcı hâlini okumak isteyen herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum.Bu kitap bana bir kez daha hatırlattı ki; bazı hikâyeler sadece okunmaz yaşanır.Ve bu hikâye yaşanacak kadar
Merhaba kitap dostlarım
Sizlere daha öncede paylaşmış olduğum Müjde Aklanoğlu'nun #nadas serisinin ikinci kitabı #vabeste ile geldim.
Eymen ve Gülperi Sancaktar;
Onların sınavı gerçekten herkesten çok farklıydı… Bu kitapta Eymen’in geçmişine dair pek çok şey açığa çıktı ve onu daha yakından tanıma fırsatı buldum.Bazı anlarda yaptığı hatalar için öfkelendim ama aynı zamanda yüreğinde taşıdığı yükü görünce üzülmeden de edemedim.Peri’nin yaşadıkları zaten başlı başına ağırdı.Masumiyetin,o temiz kalbin böylesine sınanması yüreğime dokundu.Eymen ile yolları kesiştiğinde kaderin nasıl ince ince işlediğini hissettim.Çünkü ne kadar fırtına koparsa kopsun onların hikâyesinde bir “masal” dokusu vardı.Her güzel masalın bir kötü adamı olur ya işte bu masalda da Peri’nin kuzeni Fırat ve Eymen’in saplantılı aşkı Gülümser bu rolü fazlasıyla üstlendiler.Onların varlığı Peri ve Eymen’in yolunu daha da çetin kıldı.Peri’nin yaşadığı haksızlıklar, ezilmişliği ve çaresizliği okurken kalbim sıkıştı. Ama yine de o dimdik durmaya masumiyetini korumaya çalıştı.İşte onun bu çabası beni en çok etkileyen nokta oldu.Eymen’in iç dünyası ise başlı başına bir yolculuktu.Hataları,pişmanlıkları ve yeniden toparlanma isteği onu daha gerçek ve insana dokunan bir karakter yaptı.Özellikle Gülümser’in saplantılı tavırları karşısında verdiği mücadeleyi görmek beni hem sinirlendirdi hem de hüzünlendirdi.Sonunda ise kader ağlarını öyle bir ördü ki tüm kötülüklere rağmen Eymen ve Peri’nin masalı filizlenmeyi başardı.Bence bu kitap, karanlıkların içinde bile ışığa ulaşılabileceğinin, sevginin sınavlardan geçerek güçlendiğinin kanıtıydı.
Sonunda şunu anladım: Her acının ardında bir yeniden doğuş ihtimali var. Eymen ve Peri’nin masalı da tam olarak böyle; yaralardan filizlenen, sınavlardan güçlenen bir
VabesteMüjde Aklanoğlu · Hasrem Yayın · 20246 okunma