İyi ki bilmiyor kalabalıklar
Yağmura bakmayı cam arkasından,
İnsandan insana şükür ki fark var;
- Birine cennetse, birine zindan -
İyi ki bilmiyor kalabalıklar
Bugün sevgili Hamdi Akyol'un Kurt Gölgesi kitabı hakkındaki görüşlerimi sizinle paylaşmaya geldim. Biliyorsunuz üç kitaplık bir seri bu ve ben bu seriyi okumaya ikinci kitaptan başladım. Serinin ikinci kitabı olmasına rağmen Gün Yıldızı'nı okurken hiç eksiklik hissetmedim. Müstakil olarak da gayet rahat okunabilen kitaplar. Tabii sırayla okunması çok daha iyi olur çünkü aynı isimlere göndermeler yapmış yazarımız ve bunların farkında olarak okuduğunuzda elbette tadı başka oluyor.
Şimdi gelelim serinin ilk kitabı olan Kurt Gölgesi'ne. Kitap, yine ikinci kitap gibi casusluk faaliyetleri üzerine kurgulanmış. Bu kez kahramanımız Rüstem. Bir İstanbul seyahatinde Rüstem'e, casusluk görevine uygun görüldüğü söylenir ve Türkiye için casusluk yapması teklif edilir. Rüstem'in de bu teklifi kabul etmesi üzerine hızlandırılmış bir eğitim verilir. Görevi ise Bulgaristan'daki gizli askeri tesisleri belirleyip fotoğraflamaktır. Tabii böyle okunduğunda gayet kolay bir görev gibi görünse de kahramanımızın naifliği ve coğrafyanın baskıcı rejimi düşünüldüğünde bu iş o kadar da kolay olmuyor. İşte yazar bizi de bu maceraya dâhil ediyor.
Yazarın da belirttiği gibi yüzeysel bakıldığında sadece bir casusluk romanı gibi dursa da gerçekten bir dönem romanı. Okurken sadece gizemlere, cinayetlere tanık olmuyoruz, millî ve manevi değerlerin de işlendiğini görüyoruz. Bu arada edebiyatımızda da dinî, millî duyarlılıkla yazılmış romanlarımız diye bir başlık vardır ve ben bu başlık altındaki romanlara bayılırım. Hamdi Akyol'un kitaplarında da bu başlığın rüzgarının estiğini rahatlıkla görebiliyorum. 93 Harbi'ne, Balkan Savaşı'na, Yıldız Suikasti'ne, Birinci ve İkinci Dünya savaşlarına kadar kadar uzanan bağlarla sadece bir kurgu okumuyor, kurguya yedirilmiş bir şekilde bazı konular hakkında
Kurt GölgesiHamdi Akyol · Kapı Yayınları · 202159 okunma