Milyonlarca halk bedenen, ruhen, fikren, ahlaken çürüyor da hiç kimse bu kokuşmuşluğu görmüyor. Sanki herkesin karakteri bozulmuş veya herkes bu yozlaşmışlığa o kadar alışmış ki, bunu artık doğal bir durum sanıyor. Peki, gerçekten bu böyle mi olmalı?
Milyonlarca insan doğuyor, derin bir sefalet içerisinde yaşıyor, ölüyor. Bu böyle mi olmalıdır? İçlerinde pek çok zeki insan bulunmasına rağmen milyonlarca insan, hayvanlar gibi sersem, cahil kalıyor. Sayısız küçük kardeşiniz zalimleşiyor. Peki, bu böyle mi olmalıdır?
Anlayınız! Anlayınız! Anlayınız!
Ülkede çalışan, üreten her insan bir değerdir. Bu kişinin yediklerini, içtiklerini, tüketimini hesaplayınız! Akıllıca yetiştirilen her insanın ülkeye neler kazandırabileceğini bir düşününüz! Bir de üretmeden tüketenlerin, sarhoşların, asalakların maliyetini düşününüz! Eğer halkımız eğitim görmüş olsaydı, bu insanların her biri ülke için, millet için çalışan ve üreten birer güç kaynağı olurdu."
"Ülke halkının çoğunluğunun böyle ilkel, görgüsüz, eğitimsiz olmasına seyirci kalmak ayıptır, suçtur. Uygarlık meşalesiyle aydınlanmış insanın bu duruma duyarsız kalması cinayettir. Devlet denilen şey, üst katlarında geniş pencereleri olan, yüksek tavanlı, sütunlu, bol, temiz havalı, aydınlık; alt ve bodrum katlarıysa karanlık, rutubetli, dar, penceresi olmayan bir şato değildir. Ülke insanının çoğunluğunun eğitimden yoksun bırakılmış olması bir cinayettir. Devletin kendi kendini yok edişi, intihar etmesi demektir.
Vahşi kabilelerin yoksul olduklarını, ülkelerinin zenginliklerinden yararlanmanın yollarını bilmedikleri için açlıktan öldüklerini ileri sürüyorlar. Ancak, bir ülkede yaşayan her insanın maddi ve manevi yönden güçlenmesiyle ilgili konuya duyarsız kalması, farkında olmaması, istememesi de vahşetlerin en büyüğüdür.
Ne ekerseniz, onu biçersiniz! Ne pişirirseniz, onu yersiniz!
Eğer gençliğin ruhunu tarım yapılmayan bir tarla gibi kendi hâline bırakırsanız, orada ısırgan otları, dikenler yetişir.
Anne-babaların, çocuklarının beyinlerini, kalplerini işlemeden kendi hâline bırakmaları akla, vicdana uygun değildir. Hatta böyle bir ihmalkârlık ahlaksızlıktır, cinayettir. Çünkü çocukların iyi terbiye görüp görmemesi konusu yalnız anne-babayı ilgilendiren bir konu olmayıp aynı zamanda toplumu ve devleti de ciddi bir şekilde ilgilendiren önemli bir meseledir.
İstediğiniz kadar harika anayasalar yapınız; özgürlükler alanında da halka istediğiniz kadar hak tanıyınız; istediğiniz kadar sosyalizmin veya liberalizmin sihirli gücüne inanınız; eğer çocuklarınız gerektiği gibi eğitim alamazlar, hayata bir hiç olarak atılırlarsa yasalar ve bütün sosyal haklara rağmen toplumsal hayat yine de sönük ve ruhsuz olacaktır. Böyle bir nesilden gelen memurlar bencil, uyuşuk, devlet adamlarıysa politik madrabaz olurlar. Politikacılar, çıkar peşinde koşarlar
Herkes hayattan bir şey almak ister ancak ona bir şey vermek istemez. Çoğu kimse hayata menfaatçi, zorba, asalak bir hâlde atılır. Hayatın anlamını bu asalaklıkta arar.