Ebru YAMAN

Yüz yıl geriye gitsek ilerlemiş oluruz
Puan vermedi·216 syf.··
2024 77. kitabı
Kurtuluş Mücadelesinde önemli bir yere sahip Halide Edip Adıvar tarafından kaleme alınan değerli bir eserdir. İstanbul halkının maddi ve manevi yardımlarını, mücadeleye destek olmalarını sağlamak amacıyla kuşatma altındaki İstanbul'da Fatih ve Sultanahmet mitinglerini gerçekleştiren yazarımız, aynı zamanda cephede de fiili olarak bulunmuştur. Onbaşı Halide olarak varlık gösterdiği mücadelenin başarıyla sonuçlanmasından sonra Tetkik-i Mezalim Heyeti'nde yer almıştır. Kitapta Aliye Öğretmenin Kuvayi Milliye'ye desteğinin yanı sıra ideal öğretmen tipiyle eğitimde yer alması gereken aydın, mücadeleci, güçlü kadın portresi çizilmiştir. Tesettürlü olmaması sebebiyle yerel halk tarafından yaftalanan öğretmenden aynı zamanda bilinen eşrafın çocukları için özel muamele yapması beklenirken müdahaleleri bertaraf eden, dik duruşlu, korkusuz bir kadınla karşılaşıyoruz. Aliye'ye çeşitli izdivaç teklifleri gelmesi ve bunları da kabul etmemesi ile reddedilen erkeklerin statülerini kullanarak kadını mecbur bırakmaya çalışması da günümüzde de rastlanan bir durumdur. Kişisel menfaatleri için düşman kuvvetleriyle birlikte hareket edenlerin düşman yenilince saf değiştirip sanki başından beri mücadeleye destek vermiş gibi davranması da yine günümüz hacıyatmazlarıyla benzeşiyor. Rüzgarın estiği tarafta saf tutanların eleştirisini de yazarımız dile getirmiş oluyor. Vatan için kendisini feda eden bir kadının "Vurun Kahpeye" sloganlarıyla halk tarafından linç edilerek infaz edildiği roman şeriat hükümlerinin de eleştirisi olarak karşımıza çıkıyor. En çok da inancı kendine göre şekillendirip yaptığı her fiili hareket için din kisvesi altına sığınanları gözler önüne seriyor. Dönemine göre oldukça ilerici kadın kahramanlar yaratan Halide Edip Adıvar'a teşekkür ediyorum.
Edebiyat
Vurun KahpeyeHalide Edib Adıvar · Can Yayınları · 201913,7bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sevgi ölür. Şiir uzaklıktır. Özgürlük suçtur. Bunun yol açacağı sonuçlar mı? Yaşadığımız ülke çok açık bir yanıt değil mi? Mutlu sözler değil bunlar, bilirsin. Şiirle susarsın...
Sayfa 70·Kitabı okudu
Alıntı
Puan vermedi·83 syf.·
2022 2. kitabı
Kitap bir geminin limandan hareket etmesiyle başlar. Ünlü dünya şampiyonu Mirko Czentovic gemiye binmiştir.Öykünün kahramanı, arkadaşının uyarmasıyla şampiyonu farkeder ve O’nunla tanışmak belki de bir maç yapmak için çeşitli denemelere girişir. Bu denemelerin ortasında iş rayından çıkar. Olayların akışı ana karakter tarafından kontrol edilemez bir biçimde gelişmeye başlar. İki ana karakter etrafında yer alır kurgu: Czentovic ve Dr. B. İyi ile kötünün, siyah ile beyazın karşılaşması. Dünya satranç şampiyonu olan Czentovic, yetim kaldığı için bir papaz tarafından büyütülen, zar zor okumayı öğrenebilen, zekası yetersiz, dünyaya ilgisiz, duygusal açıdan da oldukça sığ biridir. Başka tüm alanlara kapalı olan aklının satrançta inanılmaz derecede başarılı olduğu tesadüfen ortaya çıkar. Ancak kabalığı ve kültürsüzlüğü ile sadece paraya önem verir. Dr. B. ise Avusturya’lı bir avukattır. Nazi yönetimi tarafından, saray ve kiliseden olan müvekkilleri hakkında bilgi edinmek amacıyla tutuklanır. Toplama kamplarına gönderilmez ama başka bir psikolojik işkence yöntemi uygulanır: Hiçlik duygusu ile benliğini yok etmek. Tek başına, yanına kalem bile verilmeden, insan yüzü görmeden bir otel odasında yaşamak zorunda bırakılır. Bir gün sorgulama için beklerken bir kitap çalar. Bu kitap, bir satranç albümü, yüz elli ustanın oyunundan oluşan bir toplamadır. Dünyaya tutunacak başka bir dalı olmayan Dr. B., bu kitaptaki her oyunu kafasında defalarca oynamaya başlar. Dünyası siyah-beyaz taşlar üzerine kuruludur artık. Ancak, aklını yitirmemek için sarıldığı bu oyun onu deliliğin sınırına getirir.
1000k
SatrançStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020279,4bin okunma
6 Şubat 2023….
Deprem yalnızca yer kabuğunun kırılması değildir; bir toplumun hafızasında açılan fay hatlarının da görünür hâle gelmesidir. 6 Şubat sabahı yıkılan sadece binalar değildi güven duygusu, aidiyet hissi, yarına dair kurulan cümleler de enkazın altında kaldı. İnsan zihni travmayla baş edebilmek için anlam arar. “Neden?” sorusunu tekrar tekrar sorar çünkü kaosun ortasında düzen bulmak ister. Fakat burada kaos doğanın tek başına yazdığı bir senaryo değildi. İhmaller, görmezden gelinen riskler, kısa vadeli kazanç uğruna çalınan kaliteden parçalar, denetlenmeyen süreçler… Bunların her biri, insanların zihninde yalnızca öfke değil, derin bir güvensizlik de inşa etti. Toplumsal travmanın en ağır yanı budur: İnsan, felaketi değil, felaketin önlenebilir olduğu ihtimalini düşünürken kırılır. Çünkü bu ihtimal, yasın içine suçluluk ve öfkeyi karıştırır. Bir noktadan sonra mesele yalnızca kayıp değil, adalet duygusunun aşınması hâline gelir. Ve bu aşınma, bireyin devlete, kuruma, sisteme, hatta birbirine bakışını değiştirir. Ekonomik tablolar, rakamlar, açıklamalar… Bunlar kaybın psikolojik boyutunu telafi edemez. İnsanlar sadece evlerini değil, kimliklerini, anılarını, geçmişlerini kaybetti. Travma, bilanço kalemlerine sığmaz. Çünkü travma; gece uyuyamamak, ani bir seste irkilmek, “ya yine olursa” düşüncesiyle yaşamaktır. Gerçek yüzleşme; sorumluluğu doğaya devrederek değil, insan hatasını kabullenerek başlar. Toplumsal iyileşme ise unutmakla değil, hatırlayıp değiştirmekle mümkün olur. Aksi hâlde her sarsıntı, sadece zemini değil, inancı da yeniden çatlatır. Ve bütün bu sözlerin ötesinde O gün hayatını kaybeden vatandaşlarımız için kelimeler her zaman eksik kalacak. Her biri bir isimdi, bir hikâyeydi, bir evin sesi, bir sofranın eksilmeyecek yeri… Onları rakamlara indirgemeden
1000Kitap
Puan vermedi·94 syf.··
2020 59. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2020 01:32
·
Çarlık Rusya’sın çöküş dönemlerindeki büyük toprak sahiplerinin ilkesiz,  işsiz güçsüz, üretimden uzak yaşantılarını dile getiren, servetlerini tüketmekten başka eylemleri olmayan soylu ve toprak zengini üşengeç insanların hayatlarını konu edinmektedir. Bu oyundaki edilgen karakterler aşkları ve umutsuzluk vaat eden hayatları, hazır yiyici, üretmekten ve çalışmaktan uzak yaşayan insanlardır. Yazar bu aile modelleri ile bir anlamda Çarlık Rusya’sının çöküşüne yol açan etkenleri betimlemiş ve Sosyalist devrimine götüren toplumsal yapıyı da ortaya koymuş olmaktadır. Martı adlı oyundaki ana karakterlerin sanata düşkün kişiler olması, Bunlardan Arkadina ve Trigorin’in aktrist ve yazar olarak hedeflerine ulaşmış ama yaşlıların bu başarısına karşın  genç Nina ve Treplev’in başarısızlıkları da dikkat çeken bir husustur. Oyundaki dört ana karakterin  dördü de arayış içinde olan  Arkadina, Treplev, Nina ve Trigorin’dir. Eski kuşak bir yere gelmeyi başarmış, yeni kuşak ise  hem sanatsal açıdan hem de  başarılı bir hayat kurmak açısından başarısız kalmışlardır.   KEYİFLİ OKUMALAR...
Edebiyat
MartıAnton Çehov · İş Bankası Kültür Yayınları · 201626,6bin okunma