Deprem yalnızca yer kabuğunun kırılması değildir; bir toplumun hafızasında açılan fay hatlarının da görünür hâle gelmesidir. 6 Şubat sabahı yıkılan sadece binalar değildi güven duygusu, aidiyet hissi, yarına dair kurulan cümleler de enkazın altında kaldı. İnsan zihni travmayla baş edebilmek için anlam arar. “Neden?” sorusunu tekrar tekrar sorar çünkü kaosun ortasında düzen bulmak ister. Fakat burada kaos doğanın tek başına yazdığı bir senaryo değildi. İhmaller, görmezden gelinen riskler, kısa vadeli kazanç uğruna çalınan kaliteden parçalar, denetlenmeyen süreçler… Bunların her biri, insanların zihninde yalnızca öfke değil, derin bir güvensizlik de inşa etti.
Toplumsal travmanın en ağır yanı budur: İnsan, felaketi değil, felaketin önlenebilir olduğu ihtimalini düşünürken kırılır. Çünkü bu ihtimal, yasın içine suçluluk ve öfkeyi karıştırır. Bir noktadan sonra mesele yalnızca kayıp değil, adalet duygusunun aşınması hâline gelir. Ve bu aşınma, bireyin devlete, kuruma, sisteme, hatta birbirine bakışını değiştirir. Ekonomik tablolar, rakamlar, açıklamalar… Bunlar kaybın psikolojik boyutunu telafi edemez. İnsanlar sadece evlerini değil, kimliklerini, anılarını, geçmişlerini kaybetti. Travma, bilanço kalemlerine sığmaz. Çünkü travma; gece uyuyamamak, ani bir seste irkilmek, “ya yine olursa” düşüncesiyle yaşamaktır. Gerçek yüzleşme; sorumluluğu doğaya devrederek değil, insan hatasını kabullenerek başlar. Toplumsal iyileşme ise unutmakla değil, hatırlayıp değiştirmekle mümkün olur. Aksi hâlde her sarsıntı, sadece zemini değil, inancı da yeniden çatlatır. Ve bütün bu sözlerin ötesinde O gün hayatını kaybeden vatandaşlarımız için kelimeler her zaman eksik kalacak. Her biri bir isimdi, bir hikâyeydi, bir evin sesi, bir sofranın eksilmeyecek yeri…
Onları rakamlara indirgemeden