Yine çocuklara 'Kimseyi incitmeyiniz, nezaketli, terbiyeli davranınız!' derler ancak kendileri söyledikleri kurallara uymayı pek düşünmezler. Çocuklar aldatılmayı çabuk fark ederler. Önce hayrete düşerler; anne-babalarının kendilerine kötü, günah diye gösterdikleri şeyleri nasıl olup da bizzat kendilerinin yaptıklarını kavrayamazlar. Sonuç olarak kendilerinde şu fikir oluşur: 'Anne-babalar böyle söyler, başka türlü davranırlar!' Bu nedenle çocukların anne-babanın sözlerine karşı güveni kalmaz. 'Şunu yapın, bunu yapmayın!' türünden öğütlere pek aldırış etmemeye başlarlar. Anne-babalar da diğer bir yandan çocuklarının daha küçük olmalarına rağmen kendilerine itaat etmediğinden, asi olmasından şikâyet ederler. Oysaki çocukların bu hâle gelmesine kendileri neden olmuşlardır ama bunun farkında bile değillerdir. Çocukların azarlama, kınama, cezayla itaatkâr ve sevgi dolu olabileceklerini sanmayınız! Çocuklarınızın yanında öyle davranınız ki, sizin meziyetlerinizi bizzat görerek sizi sevmeye başlasınlar.
"Şimdi yaşamlarını daha akıllıca düzenlemiş toplumlarda bunların nasıl yapıldığına değineceğim: Niçin herkes, İngiliz kumaşlarını, Bohemya kristallerini, Çekoslovak camlarını, Felemenk (Hollanda) balık konservelerini, İrlanda koyunlarını, Fransız şaraplarını, Danimarka tereyağlarını, Brüksel dantellerini, Rus kürklerini, İsveç mukavvalarını ve kibritlerini tercih ediyor? Çünkü bu ürünler, en iyi bir şekilde o ülkelerde üretiliyordu. Sizler de bizim ülkemizde böyle kaliteli ürünler üretmek için çalışın! Bütün bunları kim yapacak? Köylerinizdeki kör kardeşlerinizin ve babalarınızın gözlerini kim açacak? Bataklık, ormanlıkların ücra kısımlarına ulaşmayı kim göze alacak?"