Duygularımız genel geçer. Her şeyi bilmek, her şeyi öğrenmek, her şey hakkında fikir beyan etmek, her şeye dâhil olmak zorundaymışız gibi yaşıyoruz. Dışında kalmak en büyük korkumuz. Her şey bu hızla gerçekleşirken yavaşlamak aklımıza bile yok. Oysa ölümlü olan ve ölümlü olduğunun farkında olan tek canlı için çok iddialı hareketler bunlar.
Öyle bir devirdeyiz ki kimsenin duracak vakti yok gibi… Uzun uzadıya yazılan metinleri, kalın kitapları okumuyoruz. Hızlıca yiyoruz ve konuşmak yerine mesajlaşıyoruz. Hızlı zorunluluğumuz var. Yetişmekle, yakalamakla ilgili kaygılarımız…
“Bir şeyi hatırlamak isteyen yavaşlar… Bir şeyi unutmak isteyen insan hızlanır…” demişti Kemal Sayar bir söyleşisinde. Durmak, düşünebilmek için en doğru zemindir. Koşmaksızın aklımızdakiler dâhil her şeyden kaçmak için…
Bu ataerkil enlemlerde derler ki, çocuklar ağlıyorsa korkulacak bir şey yoktur. Ama yetişkinler ağlıyorsa -o zaman vardır. Ya aynı anda hem çocuk hem yetişkinsen ve babanın ölmekte olduğunu daha yeni öğrenmişsen…