Bir insan susunca, sesi içinde dolaşmaya başlıyordu. İyice yayılıyordu. sonunda gözlerde, ellerde, oturuşta, yürüyüşte, ette kemikte çın çın ötmeye başlıyordu bu ses. dünyayı anlamak için susmak yetiyordu.
Uçacak bir göğü kalmamış ve ne yapacağını şaşırmış bir kuş gibi hissediyorum kendimi. Kanatları olsa da göğü olmayan bir kuş nedir ki dünya için. Kuşları değerli kılan kanatları değil de gökleriymiş meğer. Meğer siz benim göğümmüşsünüz, hikayelerimle kanat çırpmama müsaade eden.