"N'olmuş bu gözlerine senin?"demek geliyordu içimden.Tuhaf bir duyguya kapılmıştım. Sanki kalabalık bir yerde gözlerini düşürmüştü de,
binlerce insan basa basa onların üstünden geçmişti...
Boşuna kaçıyordum. Kötü kaderim beni sanki sevinçle takip ediyor ve
üzerimde gizemli egemenliğini kurmaya
aslında daha yeni başladığını kanıtlıyordu...
Süper İyi Günler ya da Christopher Boone'un Sıradışı Hayatı bana ilk sayfalarda hafif, neredeyse oyunbaz bir kapı araladı; fakat ilerledikçe o hafiflik yerini tekdüze bir ağırlığa bıraktı. Hikâye derinleştikçe değil, uzadıkça yorucu hale geldi. Finaline geldiğimde, anlatının kendi iç zorunluluğuyla değil de tamamlanması gerektiği için bitirildiği hissi ağır bastı. Yine de Christopher’ın dünyasına bu kadar yakından bakmak, hem onun hem de çevresindekilerin ne kadar dar bir psikolojik alanda yaşamaya zorlandığını fark etmemi sağladı. Okurken sadece bir hikâyeye değil, sürekli tetikte olmayı gerektiren bir zihnin içine tanıklık ettim; bu da yer yer beni tetikledi.
Christopher’ın psikolojik dünyası, duygusuzlukla değil, belirsizliğe karşı aşırı hassasiyetle tanımlanıyor. Onun zihninde düzen hayatta kalma aracıyken, insanların karmaşık duyguları, örtük mesajları ve küçük yalanları tehdit unsuru. Matematik, grafikler, tablolar ve formüller bu yüzden anlatının süsü değil; Christopher’ın kendini regüle etme biçimi. Sayılar yalan söylemez, değişkenlik göstermez, niyet taşımaz. İnsan ilişkilerinde bulamadığı güveni, matematiğin mutlaklığında arar. Asıl çarpıcı olan, bu ihtiyacın “anormallik” olarak etiketlenmesi; oysa çevresindeki yetişkinlerin tutarsızlığı sorgulanmadan kabul edilir.
Ancak tam da bu psikolojik doğruluk, edebi akış açısından beni zaman zaman metinden kopardı. Christopher’ın zihnini anlamaya hizmet eden matematiksel yoğunluk, bir noktadan sonra okur için aynı regülasyonu sağlamıyor; aksine mesafe yaratıyor. Buna rağmen kitap bende güçlü bir soru bıraktı: Zor olan bir zihin mi, yoksa o zihni taşımaya uygun olmayan bir dünya mı? Sevdim; ama rahat bir yerden sevmedim. Bu metin bana empati öğretmekten çok, empatiye neden bu kadar ihtiyaç duyduğumuzu hatırlattı...
Okur kalın...