Bir kitap bir insanı ne kadar yorarsa o kadar yordu. Yazarımız büyük ihtimalle hiperaktivite bozukluğuna sahip. Asla bir konuya odaklanamıyor ve konudan konuya atlıyor. Bir okur olarak okuduğunuz kitaplardan notlar aldığınızı ve bunları 9 başlığa yerleştirdiğinizi düşünün. İşte bu kitap o kitap. Verimlilik, kişisel gelişim ve psikoloji asla değil. Bu resmen bir eleştiri kitabı. Bir adamın (daha doğrusu aşırı egoist bir adamın) art arda atılmış 27 000 tweetini okuyorsunuz gibi düşünebilirsiniz. Yazı puntosu büyük maliyeti daha çok gelir ve böylece daha çok mu kâr edilir diye de düşünmedim değil. Kendiyle çelişen o kadar çok ifadesi var ki. Hem biz aileyiz diye kurumdan kaç diyor hem biz makara yapardık, müdür genel müdür saymazdık diyor. Hem insanın zamanını boşa harcaması hayatını boşa harcamasıdır diyor hem dışarıdan tadilatçı çağırmak yerine ben yapayım parasını bana verin diyene "Aaaa ne kadar çıkarcısın yapsan ölür müsün?" paralelinde bir şeyler diyor. Bir şeyi iş hayatında hayrına yaptıkça o senin görevin olur ve seni kullanırlar demiyor. Neden? Çünkü kendisi yönetici konumunda ve gerçek hayatla sadece dalga geçebiliyor. İş hayatıyla sosyal hayatın ayrımının zaten farkında değil. Bütün ilişkilerimiz neden iç içe olsun? Ayrıca o kadar iyilik yapma meraklısı olsaydık hayır kurumunda gönüllü olurduk, para kazanmak için senelerce okumazdık. Çok iyiyseniz cennete gidin burda ne işiniz var? Şimdi bu kadar eleştirince katılmadığım yanları yok değil. Bir bu kadar da katıldığım var ama kitabın ön ve arka kapağına ve kategorisine bakarak okudukça kandırılmış hissediyoruz. Benim de ağzıma taktı şu biz olma olayını. Her cümlesinde ben, ben, ben, biz, biz, biz. Biz söyleyiz de onlar böyle de siz böyle olun da. Tamam abi, en sensin ya. Daha bitmedi ama okudukça bu cümleleri