Yolu olmayan ormanlarda mutluluk vardır, yalnız yürünen deniz kıyısında sevinç, topluluklar vardır kimsenin zorla girmediği derin denizlerde ve sesinde de müzik. İnsanı daha az seviyorum diyemem ama doğayı daha fazla.
Güçlü kollar ağır kaldırabilir ve güçlü bacaklar, hızlı koşabilir ama güçlü bir beyin stresin, güçlüklerin ve yalnızlığın etki etmediği bir beyin değildir; daha ziyade bize hayatın inişlerinin ve çıkışlarının üstesinden gelebilmemiz için elinden gelen her şeyi yapan beyindir. Bunu bazen, endişe hisleri yaratarak ve kenara çekilmemizi sağlayarak ya da dünyayı tehlikeli görmemize neden olarak yapar. Eğer bu belirtileri beynin çalışmadığını-ya da hasta olduğuna- ilişkin birer işaret olarak algılarsak o zaman beynin en önemli işlevinin hayatta kalmak olduğunu da unutmuşuz demektir. Eğer atalarımız kolayca anksiyeteye kapılmamış olsalardı ne siz ne de ben bugün burada olacaktık. Keşke bunu herkes bilseydi.
Anksiyete, rahatsızlık -bir şeylerin yanlış gittiği- duygusunun aşırı halidir. Bilge bir hastadan alıntı yapacak olursak anksiyete, "kendi derinden sürünerek çıkmak istemek" gibi bir şeydir. Biri psikolojik olarak kendini kötü hissettiğini söylediğinde genelde söz konusu olan şey, anksiyetedir.
Farklı şekillerde ve yoğunluklarda anksiyete yaşarız. Bazı insanlar, sanki içlerini sürekli huzursuz eden bir şey varmış gibi, düşük seviyeli bir kaygı halinden mustariptir. Bazılarına anksiyete ani ve yoğun bir şekilde gelir. Bazıları için bu, yapılacak olan eylemle alakalıdır, başkalarının önünde konuşma yapmak gibi. Kimileri, içinde bulundukları uçağın düşmesi, çocuklarının kaçırılması ya da işten atılıp evlerini satmak zorunda kalmaları gibi bir dizi olası felaket senaryosu içinde yaşar.
Psikolojik ve nörobilimsel araştırmalar, beynin hafızamızı değiştirdiğini ortaya koymuştur. Bir gruba ait olmamıza yardımcı olmak için rahatsız edici gerçeklere gözünü kapar. Çoğu zaman bizi gerçekte olduğumuzdan daha iyi, daha yetkin ve daha sosyal olduğumuza ama bazen de tamamen işe yaramaz olduğumuza inandırır. Beyin dünyayı olduğu gibi algılamamıza izin vermez. Onun çok daha önemli ve öncelikli bir görevi vardır- hayatta kalmak- ve bu nedenle de bize dünyayı hayatta kalmamıza yardım edecek şekilde gösterir. Bu da bizi, en büyük duygusal belamıza götürür: Kaygı.