Puan vermedi·224 syf.··
Beğendi
·
2026 39. kitabı
Bu kitabı okumak sarsıcı ve etkileyici oldu benim için. İçindeki iki kadını da, acılarını da, umutlarını da,umutsuzluklarını da sanki tanıyor gibiydim. Melal ve Sadberk'in hikayesini öyle vurucu bir şekilde yazmış ki Funda hanım, iki hikayeyi de okur rahatlıkla içselleştirebiliyor. Melal ve Sadberk hayatları bir şekilde kesişen iki kadın. Ne yazık ki ikisinin de ortak noktası narsist bir eş ile evli olmaları. İkisinin de evlenmeden önce yaşadıkları mutlulukları ve evlendikten sonra adım adım gelen acıları anlatılıyor. Ve tüm bunlar anlatılırken, özellikle Melal'in göz göre göre, böyle bir hayatı seçtiğine bile kızamıyorsunuz. Altında yatan nedenleri okuyunca hak bile veriyorsunuz. Ama sonra? Herkesin bir dayanma sınırı vardır, sonrasında Melal bu azaptan kurtulacak mı dersiniz? İki kadının birbirine olan desteği aslında bu süreçlerde bunun ne kadar önemli olduğunu bizlere gösteriyor. Kartal ve Güneş'in hikayesi ise sizi bu hikayeden alıp bambaşka yerlere sürüklüyor. Karı-koca psikiyatrist olan bu çiftin, kendi dertlerine derman olmak için yaşadıkları şeyler ise hepimize örnek olacak türden. Kitabı çok beğendim. Öyle bir yerde bitti ki, hiç beklemiyordum ve öylece kitaba bakakaldım. Şimdi ikinci kitabı da okuyacağım ve bu iki kadın için farklı hayallerim var. Umuyorum ki devamı güzel bitecek bu hikayenin. Bir de o kadar çok alıntı ki var not aldığım. Bunları da 1k hesabımdan okuyabilirsiniz. Her biri pek kıymetli. Size soruyorum, narsist bir eş gerçekten değişir mi? Keyifli okumalar dilerim...
1000Kitap
Kocam Bir NarsistFunda Uçuk Er · Hayy Kitap · 2025420 okunma
Kitap Yorum
10/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 11:20
Merhaba Arkadaşlar, bugün sizlere bende gerilim ve gizem hissini uzun süre bırakan bir kitapla geldim. Bu kitap; sırlar, ihanetler ve geçmişin karanlık yüzüyle örülü, psikolojik gerilim tarafı güçlü bir roman. Okurken sürekli "Acaba Gerçek Ne?" diye düşündüren, merak duygusunu son sayfaya kadar canlı tutan bir hikayeydi benim için. Mert'in şüpheli ölümüyle ilgili başlayan olaylar, Sara'nın yıllar sonra gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışmasıyla daha da karanlık bir hal alıyor ve ortaya çıkan sırlar herkesi geri dönülmez bir hesaplaşmanın içine sürüklüyor. Küçük bir köy evinde geçen olayların yarattığı kasvetli atmosfer ise hikayeyi çok daha etkileyici hale getiriyor. Ben en çok kitabın kasvetli atmosferini, karakterlerin duygularını okuyucuya geçirebilmesini ve ters köşe detaylarını sevdim. Bazı sahneler gerçekten şaşırtıcıydı ve kitabın havasını çok başarılı buldum. Bu güzel kitap için sevgili yazarımız @niluferall 'a teşekkür ederim. Kalemine ve yüreğine sağlık.
1000Kitap
Av KapanıNilüfer Al · Doğan Solibri Yayınları · 20263 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Zat-ı Muhteremin mektuplari
9/10
·328 syf.··
Beğendi
·
2026 38. kitabı
·
40 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 10:57
Eser ilk başlarda biraz ağır geldi bana ama mektuplar arttıkça hikayenin içine girdikçe keyfin yerine geldi. Kitap mini bir Kıbrıs tanıtım kitapçığı mi, bir açıdan evet, çünkü roman bittiğinde Kıbrıs ve Kıbrıs Türkleri hakkında birşeyler soyliyecek duruma geldim. Kitap enteresan ve kişiyi heyecan içinde bırakan bir hikayeye mi sahip? Evet, olaylar ilerledikçe kendimde bir müfettiş Kolombo veya Gadget havası oluşmadı değil. Konuyu çözmek,ilişkileri netleştirmek,bilinmeyenleri bulmak bir çocuk heyecanı yaşattı bana. Kişiler arası hikaye örgüsü,zaman,mekan benim için her yönden geçerli notu aldı. Kitabın sürpriz sonlu olması da ayrı bir heyecan kattı romana. Kısacası ilk başlarda hemen pes etmiyeekseniz,enfes bir roman sizi bekliyor. Yazarın ellerine,kalemine sağlık.
1000Kitap
Zat-ı Muhterem'in MektuplarıEralp Adanır · Edebiyatist Yayınevi · 20206 okunma
10/10
·325 syf.··
2026 43. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 13:17
Bu kitap çoğu kişinin söylediği gibi sadece “IQ yükselirse ne olur?” hikâyesi değil benim için. Daniel Keyes aslında bir insanın bütün halini anlatıyor: zihnini, duygularını, geçmişini ve en çok da yalnızlığını. Charlie’yi okurken şunu çok net hissettim: aslında iki Charlie var. Biri dünyayı tam anlamayan ama bu yüzden daha az acı çeken Charlie. Diğeri ise her şeyi daha iyi anlayan ama bu yüzden daha çok yalnızlaşan Charlie. Zekâ arttıkça hayat kolaylaşmıyor, tam tersine bazı şeyler daha ağır hale geliyor. Çünkü farkındalık arttıkça insan geçmişini de daha net görmeye başlıyor. Ve Charlie’nin en büyük kırılması da burada başlıyor zaten. Benim için kitabın en önemli tarafı şuydu: Zekâ öğretebileceğimiz bir şey ama sevgi, bağ kurmak ve anlaşılmak bambaşka bir yerden geliyor. Bunlar sadece bilgiyle oluşmuyor. Deneyimle, insanla, ilişkiyle büyüyor. Charlie’nin hikâyesi bana şunu düşündürdü: Bir insanın değeri IQ’suyla ölçülmez. Hatta bazen en önemli şey zekâ değil, duygularını nasıl kurabildiğin. Algernon ise bana hep Charlie’nin geleceğini gösteren bir gölge gibi geldi. Ve hikâyenin sonunda bırakılan çiçekler de sadece bir fareye değil, aslında kaybolan bir şeye bırakılıyor gibiydi. Bu kitap benim için olaylardan çok hissiyatı kalan bir kitap oldu. Bitince aklımda cevaplardan çok sorular kaldı. Algernon'a Çiçekler
1000Kitap
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,8bin okunma
Yaşamı Hala Seviyor muyuz??
9/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 20:44
Erich Fromm okumaya başlamak isteyen biri için Sevme Sanatı ve Yaşamı Hâlâ Seviyor Muyuz? bence en doğru başlangıç kitaplarından ikisidir. Çünkü bu iki eser, Fromm'un insana, topluma ve yaşama nasıl baktığını anlamak için önemli birer kapı aralıyor. Erich Fromm'un Yaşamı Hâlâ Seviyor Muyuz? kitabı; çeşitli röportajlardan, makalelerden, konferanslardan ve farklı eserlerinden alınan bölümlerden oluşuyor. Birbirinden bağımsız gibi görünen bu metinler, ortak bir sorunun etrafında birleşiyor. Erich Fromm yalnızca bir psikolog değildir. Aynı zamanda güçlü bir sosyologdur. Belki de bu yüzden insanı hiçbir zaman toplumdan kopuk ele almaz. Çünkü insanı anlamanın yolu yalnızca bireyin iç dünyasına bakmaktan geçmez; onu şekillendiren toplumsal koşulları da anlamaktan geçer. Fromm'un en çok hoşuma giden yönlerinden biri de budur. O, toplumu bireyin karşısına koymaz. Tam tersine, insan ile toplumun birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini gösterir. Çünkü insansız toplum olmaz, toplumsuz insan da olmaz. İnsan sosyal bir varlıktır. Bir yere ait olmaya, başka insanlarla ilişki kurmaya ihtiyaç duyar. Bu yüzden birey ve toplum aslında aynı bütünün iki parçasıdır. Fromm da hem psikolog hem sosyolog kimliğiyle bu ilişkiyi çok başarılı bir şekilde analiz eder. Bir yandan toplumun insan üzerindeki etkilerini incelerken, diğer yandan insanın toplumu nasıl şekillendirdiğini gösterir. Çünkü toplum dediğimiz şey de sonuçta insanlardan oluşur. Toplumun ilerlemesi de gerilemesi de insanın elindedir. Yaşamı Hâlâ Seviyor Muyuz? kitabında beni en çok etkileyen kavramlardan biri "canlılık" kavramı oldu. Bugün canlılık denildiğinde çoğumuzun aklına hareketli olmak, sürekli bir şeylerle uğraşmak, yoğun olmak ya da üretmek geliyor. Oysa Fromm'un sözünü ettiği canlılık çok farklı bir şeydir. Canlılık; insanın
1000Kitap
Yaşamı Hala Seviyor muyuz?Erich Fromm · Say Yayınları · 202485 okunma
10/10
·104 syf.··
2026 27. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 18:06
Ana karakterimiz Jean-Baptiste Clamence hayatla tam uyum içinde yaşayan, enerjisi yüksek, insanlarla ilişkileri son derece iyi bir avukat. İnsanlara yardım etmeyi seven ve bununla gurur duyan biri. Hayattaki her şeye karşı duyduğu sevginin ötesinde en çok kendisini seven kendisine aşık bir adam. Ama yaşadığı bir olayda birine yardım etme ihtimali varken bundan kaçması ve o olayı da kimseyle paylaşmamasının Clamence in hayatında bir kırılma noktası olduğunu görüyoruz. Sonrasında yaşamla uyumunu kaybeden artık eski halinden keyif alamayan huzur bulamayan bir adama dönüşüyor. Yaşadığı şehri ve mesleğini bırakıyor. Ve kendini tövbekar yargıç ilan ediyor. Artık hem eski halini hem de tüm insanları eleştiren insanın ikiyüzlülüğünü itiraflarıyla gün yüzüne çıkaran bir adam. Ama bu itiraflarında bile sahici bir pişmanlık ve kendini suçlama var mı emin değilim. Asıl amacı kitapta da dediği gibi kendini yargılamadan başkasını yargılamak mümkün olmadığı için önce kendini suçlayarak aslında bütün insanlığı suçlamak ve tek suçlunun kendi olmadığını herkese göstermek istiyor. Bu itiraflarının sonunda kendi ikiyüzlülüğünün kendisinin de farkında olduğunu görüyoruz. Bundan da utanmıyor. Bulduğu çözümden gurur duyuyor. Kitap baştan sona monolog şeklinde ilerliyor. Clamence barda tanıştığı bir adama itiraflarda bulunuyor gibi anlatılıyor ama o adamın adı hiç geçmiyor gerçekten öyle biri var mı yoksa Clamence in alter egosu mu bilmiyoruz. Kitabı inanılmaz başarılı buldum ve sevdim. Elimden geldiğince kitapla alakalı detay vermemeye çalıştım ama ben de düşündürdüklerini kısaca toparlamaya çalışmak istedim. 100 sayfalık bir metnin bu kadar dahiyane yazılabileceğini düşünmemiştim.. Kitabın arka kapağında yer verilen Jean-Paul Sartrenin “Düşüş, Camus’nün muhtemelen en güzel ve en az
DüşüşAlbert Camus · Can Yayınları · 202319,2bin okunma