Onu pencerenin o şiirsel çerçevesi içinde böyle görünce, düşündüğüm kadın olduğuna inanmak istemedim, çünkü hayatın en sonunda kötü bir
romana bu kadar benzeyebileceğini kabul etmek gelmiyordu içimden.
Dana pirzolaları, haşlanmış tavuk, domuz bonfilesi, beş kişiye yetecek kadar muzla sebze garnitürleri vardı. Ölçüsüz miktarda yemek yemek her zaman onun tek ağlama yöntemi olmuştu, onu böylesine büyük bir acı içinde hiç görmemiştim.
Angela Vicario’nun duvağıyla portakal çiçeklerini bakire olmadığı halde takmaya cesaret edebilmesi,daha sonra saflığın simgelerine karşı büyük bir saygısızlık olarak yorumlanacaktı.Onun, oyunu hileli kartlarla sonuna kadar sürdürmesini bir cesaret göstergesi olarak değerlediren tek kişi annem olmuştu. “O zamanlar” diye açıklamıştı bana,”Tanrı böyle şeylere anlayış gösterirdi.”