Bir gün Allah'ım saklı dostlarından biri çadırında bir misafiriyle sohbet ediyormuş içeri bir hizmet gerginmiş iki eliyle dizlerine vurarak felaket ya seyid diye feryat etmiş 40 deveniz sele gitti seyit'in yüzünde tek bir kıl oynamamış sadece dönmüş kalbine bakmış sonra sağ elinin göğsüne koyarak hamdolsun diye emraldanmış yeniden konumuna dönmüş hiçbir şey olmamış gibi hoş sohbetine devam etmiş Güneş biraz daha yükselmiş çadıra güle oynaya başka bir hediye ekmek gerginmiş müjdeler olsun ya Seyit diye Sevinç daha kırmış kırık işi geçiniz 40 dişi oğlak doğurdu seyyalin yüzünde yine tek kıl oynamamıştı yine dönmüş kalbine bakmış yine sağ elini göğsüne koymuş hamdolsun demiş onu çok şaşırmış bu davranışa ya Seyit demiş merakla az evvel bir felakete para aldın ama üzülmedin hamdolsun deyip geçtin ardından bir müjde geldi ama sevinmedin yine hamdolsun dedin bana davranışı açıklar mısın bir yaz sabaha gibi aydınlanmışsaydın yüzü kötü haber geldiğinde kaygılandım hemen gönlüme baktım bir üzüntü bir kararma var mı diye yoktu şükrettim hamdolsun dedim iyi haber gelince yine kaygılandım yine hemen gönlüme baktım bir şişkinlik bir taşkınlık var mı diye yoktu şükrettim yine hamdolsun dedim deve keçeye mal mülk gelir gider sevgi de konu ama gönlünün bir kez karardı mı ya da kabardı mı onu eski haline zor getirirsin seyid'in bu sözleri ölmeden önce ölünüz hadisine çok iyi açıklar çünkü bu dünyaya geçicidir gerçek yaşam perdenin öteki tarafındadır perde dediysem öyle kalın bir şey değil Bir soğan zarından daha ince bir kelebek kanadından daha hafif bir örümcek ağından daha zayıf şef şeffaf bir duvar ama gözleri dünyanın gecesi renkleri ile kör olanlar ve o sır perdesine ya da arkasındaki hakikati görebilirler