İslam’ın İranlaşması (MÖ 651 – MS 1027) | 4. Bölüm
Arap fetihlerinin ilk yıllarında İslam sadece Arapların dini (Dînü’l-‘Arab) olarak görülüyordu. Müslüman olabilmek için (kelimenin tam anlamıyla teslim olmak için), bir Arap kabilesi tarafından himaye edilmek gerekecekti. Kabile mensuplarının sayısını artırmak, ganimetlerin ve başka gelirlerin paylaşılması anlamına geldiğinden, Araplar genellikle bu işe direndiler. Diğer taraftan, bu çıkarlar pek çok milleti Arap-İslam topluluğu olan ümmetin bir ferdi olmaya motive etti. Hz. Muhammed 632’de öldü; aynı yıl sekiz yaşındaki III. Yezdigerd İran’da Sâsânî tahtına çıktı. Hz. Muhammed’in askerî egemenliği Arabistan ile sınırlıydı; ancak sahabeler kısa süre sonra Sâsânî İmparatorluğu’nu fethetmeye başladı ve bu işi on yıl içinde tamamladı. Bu olağanüstü başarı, tıpkı birçok İranlıyı hâlâ şaşırttığı gibi, o dönemde de hayrete düşürmeye devam ediyordu.
Sayfa 54
Kavram Atlası
İslam’ın İranlaşması (MÖ 651 – MS 1027) | 4. Bölüm
Peygamber’in cenneti ve cehennemi ziyaret ettiği mucizevi gece yolculuğu olan Mi‘rac, Kur’an’da geçmese de Müslümanlar tarafından geniş ölçüde kabul görmüştür. Orijinal kaynağı, Zerdüşt metni Ardâvirâfnâme gibi görünüyordu. Müslüman versiyonu daha sonra Dante’nin İlahi Komedyasına ilham verecektir.
Sayfa 54 - Ardâvirâfnâme ve İlahi Komedyasına dair okuma geliyor...
Kavram Atlası
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İslam’ın İranlaşması (MÖ 651 – MS 1027) | 4. Bölüm
Arapçada “teslimiyet” anlamına gelen İslam genellikle bir Arap yeniliği olarak düşünülür ve bazı açılardan öyledir. Ancak dayandığı Kur’an metni, önceden Pers ve Sami dünyada var olan birçok fikri içerir. İranlılar Arap yarımadasının kıyı kesimlerinde uzun süre yaşadılar ve ticaret yaptılar. Bu nedenle İran kültürü Araplara yabancı değildi. Hz. Muhammed’in İranlı arkadaşı Selmân, ilk Müslüman cemaatin Mekke düşmanlarına karşı mücadelesinde bir dönüm noktası olan Hendek Savaşı’nın mimarıydı. Sonraları Sufi gelenekte Selmân-ı Fârisî’nin, Muhammed’in ruhani rehberi olduğu bile ileri sürüldü.
Sayfa 54
Kavram Atlası
İslam’ın İranlaşması (MÖ 651 – MS 1027) | 4. Bölüm
7. yüzyılın ortalarından itibaren Arapların aniden büyük bir jeopolitik güç olarak ortaya çıkması, dünya tarihinin en büyük sürprizlerinden biridir. Bu ortaya çıkış, tarihçiler arasında tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Bu fenomen genellikle İslam’ın yeni bir dünya dini olarak yükselişi ile ilişkilendirilir; ancak bu standart bakış açısı, bugünden geriye dönük bir projeksiyonla ilgilidir. İslam hakkında tarihî belgeler, kuruluşundan on yıllar sonrasına kadar uzanır. İslam’ın ilk asrının anlatımı, gerçekte iki asır veya daha uzun bir süre sonraki, çok da tarafsız olmayan Müslüman tarihçilerin şahitliklerine ve biriktirdikleri bilgilere dayanmaktadır. İslam medeniyeti elbette bir anda ortaya çıkmadı; birkaç yüzyıl boyunca şekillendi. Pek çok kültür onun gelişmesine katkıda bulundu. Bunların arasında en başta İranlılar vardı. Şehirleşme, politik kurumsallaşma, bilim, edebiyat ve sanat gibi “uygarlık” kavramının tipik kriterleri hesaba katıldığında İranlıların katkıları…
Sayfa 53
Kavram Atlası
İslam’ın İranlaşması (MÖ 651 – MS 1027) | 4. Bölüm
Şehnâme olarak bilinen İran ulusal destanının yazarı Ebü’l-Kâsım Firdevsî, İran kimliğinin muammasını mükemmel bir şekilde özetler. Müslüman olarak doğup büyüyen bu 10. yüzyıl şairi, Arap fethini İran’ın uzun ve görkemli tarihinin trajik sonu olarak görür: Sâsânîler için ağıt yakacağım gün Zira mahvoldukları gündür bugün. Eyvah ki büyük tacı ve tahtına, Düşmeye mahkûm ihtişamına, Arapların kudretiyle yok olacak; Ve bu kayıplar ve kaçışlar, yıldızların takdiridir ancak.
Sayfa 53
Kavram Atlası
Allah'ın İntikam Sahibi Oluşu Hakkında
Burada dikkat edilmesi gereken bir husus da, âyet-i kerîmenin lafzî olarak “Allah intikam sahibidir” şeklinde tercüme edilebilecek olan kısmında intikam kelimesinin başına sahiplik anlamı taşıyan “zû” kelimesinin getirilmesiyle, yüce Allah’ın intikamının, beşerî anlamıyla bilmekte olduğumuz yüreği serinletme amaçlı, kin veya fevrî davranış eseri, körü körüne bir öç alma olmayıp, hay, kayyûm, peygamberler ve kitaplar gönderen, akıllara doğru yolu gösteren, kemal sahibi yüce varlığın kulların yararına olmak üzere uygun bulduğu cezalandırma biçimi olduğuna işaret edilmiş olduğudur. Ayrıca bir sonraki âyette hiçbir şeyin Cenâb-ı Allah’ın bilgisi dışında kalamayacağının belirtilmesiyle de, bu cezalandırmanın sınırsız bir ilim ve kudretin eseri olduğuna ve cehaletle asla ilişkisi bulunmayan hakîmâne bir fiil olduğuna işaret edilmektedir (Elmalılı, II, 1027; İbn Âşur, III, 151). Öte yandan Kur’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Allah hakkında intikam kelimesinin ya buradaki isim tamlaması şekliyle ya da fiil kalıbında veya yine fiil anlamında olmak üzere (çoğul) ism-i fâil kalıbında kullanıldığı, intikam alıcı anlamında tekil bir kelimenin Allah’ın sıfat ve isimleri arasında yer almadığı görülür. Buna göre yüce Allah hakkında gerek Kur’ân-ı Kerîm’de değişik türevleriyle geçen intikam kelimesinin gerekse esmâ-i hüsnâ hadisinde geçen “müntekım” isminin yukarıdaki açıklamaların ışığında anlaşılması uygun olur.
Sayfa 472 - Âl-î İmrân Sûresi 3-4. âyetlerin tefsirinden·Kitabı okuyor
Alıntı