• İnsan bildiğini değil, inandığını yapıyor. Bununla ilgili bir tespit, bir misal vermek istiyorum: Bir doktor, alkolün zararlı olduğunu, karaciğerde ve diğer organlarda ne kadar tahribat yaptığını bilir. Ne var ki, bu zararı bütün teferruatına kadar bilen bu tabip, şayet alkolün haramlığına dair bir itikadı yoksa onu kullanmaya devam eder. Bunun yüzlerde örneğini görüyoruz.

    Buna karşın, alkolün vücutta nasıl bir tahribat yaptığını bilmeyen ama onun haram olduğuna inanan bir mü'min ondan uzak kalır. Demek ki, insana egemen olan; ilim değil inancıdır.

    Tefsir Nasıl Bir İlimdir, Ensar Yay. Sahife, 103 (Hasan Elik'in Makalesinden)
  • “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirine düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız.”

    Âl-i İmrân Suresi-103🙏🏻
  • خُذْ مِنْ اَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكّ۪يهِمْ بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْۜ اِنَّ صَلٰوتَكَ سَكَنٌ لَهُمْۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ

    -Onları arındırmak ve temize çıkarmak üzere mallarından sadaka al! Bir de onlar için dua et; çünkü senin duan onlara huzur verir. Allah her şeyi çok iyi işitmekte ve bilmektedir.

    -Sebeb-i Nüzül:İmkânları olduğu halde Tebük Seferi’ne katılmayan ve bunun pişmanlığını yaşayan kişiler, mallarını getirip Resûlullah’a takdim etmişler, kendilerini arındırmak üzere bunları almasını ve sadaka olarak dağıtmasını, bir de bağışlanmaları için dua etmesini istemişlerdi. Hz. Peygamber ise kendisine böyle bir şey emredilmediğini ve onların mallarından alamayacağını söyledi. Âyet bunun üzerine indi (Taberî, XI, 16-18)
  • Hep birlikte ALLAH'ın ipine (Kur'an'a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. ALLAH'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de o, kalplerinizi birleştirmişti. İşte onun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de o sizi oradan kurtarmıştı. İşte ALLAH size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.
    وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَم۪يعاً وَلَا تَفَرَّقُواۖ وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ كُنْتُمْ اَعْدَٓاءً فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِه۪ٓ اِخْوَاناًۚ وَكُنْتُمْ عَلٰى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَاَنْقَذَكُمْ مِنْهَاۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِه۪ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ Al-i İmran Süresi :103
  • 112 syf.
    ·Puan vermedi·
    "büyükler hiçbirşeyi tek başlarına anlayamıyorlar, onlara durmadan açıklamalar yapmak da çocuklar için sıkıcı oluyor doğrusu." (sf: 9)

    "büyükler sayılara bayılırlar. tutalım, onlara yeni edindiğiniz bir arkadaştan söz açtınız, asıl sorulacak şeyleri sormazlar. sesi nasılmış, hangi oyunları severmiş, kelebek biriktirir miymiş, sormazlar bile. kaç yaşında, derler, kaç kardeşi var? kaç kilo? babası kaç para kazanıyor? bu türlü bilgilerle onu tanıdıklarını sanırlar.
    deseniz ki: "kırmızı kiremitli, güzel bir ev gördüm. pencerelerde saksılar, çatısında kumrular vardı". bir türlü gözlerinin önüne getiremezler bu evi. ama "yüzbin liralık bir ev gördüm" deyin, bakın nasıl: "aman ne güzel ev" diye haykıracaklardır." (sf: 22)

    "insan üzgün olunca günbatımının tadına daha iyi varıyor." (sf: 31)

    "sevdiğiniz çiçek milyonlarca yıldızdan yalnız birinde bile bulunsa, yıldızlara bakmak mutluluğunuz için yeterlidir. 'çiçeğim işte şunlardan birinde', deriz kendi kendimize. ama bir de koyunun çiçeği yediğini düşün, bütün yıldızlar bir anda kararmış gibi gelir." (sf: 34-35)

    "ne kavranılmaz bir yer şu gözyaşı ülkesi". (sf: 36)

    "bilmiyordu ki krallar için dünya çok basittir, onların gözünde herkes uyruktur." (sf: 45)

    "kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan daha güçtür. kendini yargılamayı başarabilirsen gerçek bir bilgesin demektir" (sf: 51)

    "acaba bir gün hepimiz kendi yıldızımızı yeniden bulalım diye mi yıldızlar böyle parlıyor?" (sf: 74)

    "-insanlar nerede? çölde biraz yalnızlık duyuyor kişi...
    -insanların arasında da yalnızlık duyulur, dedi yılan." (sf: 74)

    "insanların tanımaya ayıracak zamanları yok artık. aldıklarını hazır alıyorlar dükkanlardan. ama dost satan dükkanlar olmadığı için dostsuz kalıyorlar". (sf: 85)

    "insan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. gerçeğin mayası gözle görülmez." (sf: 89)

    "gülünü bunca önemli kılan, uğrunda harcadığın zamandır." (sf: 89)

    "zaten yalnız çocuklar ne aradıklarını bilirler. bezden bir bebeğe tüm zamanlarını verirler, varsa yoksa o bebektir; ellerinden alınsa ağlarlar." (sf: 90)

    "bir yerde bir kuyunun saklı oluşudur çöle güzellik veren." (sf: 94)

    "insanlar hızlı trenlere biniyorlar, ama ne aradıklarını bildikleri yok. koşuyor, heyecanlanıyor, dönüp duruyorlar. buınca çabaya değse bari..." (sf: 95)

    "sizin dünyadaki insanlar, bir bahçede beş bin gül yetiştiriyorlar; yine de aradıklarını bulamıyorlar... oysa aradıkları, tek bir gülde, bir damla suda bulunabilir." (sf: 96)

    "birinin sizi evcilleştirmesine izin verirseniz, gözyaşlarını da hesaba katmalısınız." (sf: 100)

    "yüreği, vurulmuş bir kuşun yüreği gibi çarpıyordu." (sf: 102)

    "benim için çölde bir kaynaktı gülüşü." (sf: 103)

    "bir yıldızda yaşayan çiçeği seversen, geceleri gökyüzüne bakmak güzel gelir. bütün yıldızlar çiçeğe durur." (sf: 104)

    "bırakılmış eski bir deniz kabuğu gibi olacak kalıbım. eski deniz kabuklarına acınmaz ki." (sf: 107)
  • “Ya ümitsizsiniz ya da ümit sizsiniz. Ya çaresizsiniz ya da çare sizsiniz.” 

    Behçet Necatigil

    103 yaşında..