Beyhan

Ana-merkezli toplumlar barışçıl, dengeli, rekabetçi olmayan toplumlardır ve bu toplumlarda kadınlara karşı savaşıldığı ve kadının kötülendiği enderdir. Tecavüz ve kadınlara yönelik diğer tacizler tam tersine, kadının aile içinde ya da dışında çok az ya da hiçbir toplumsal, siyasal ya da ekonomik gücünün olmadığı erkek-egemen ataerkil toplumlarda görülür. Bütün bunlar sorunun annenin hakim olduğu aile yapısından değil, daha çok bu aile birimlerinin içinde var oldukları toplumun yapısından kaynaklanmakta olduğunu göstermektedir. Öte yandan, eğer ataerkil toplumlardaki anne-baba ilişkileri ailedeki yetişkin bireylerin taşıdığı cinsel şiddetle bağlantılıysa, bu araştırmanın bulguları kuvvetli bir şekilde göstermektedir ki, suçlu olan öncelikle anneler değil, babalardır. Babanın rolüyle ilgili kültürel beklentilerden yoksun olunduğu için, babanın olmayışının ya da uzak oluşunun erkek çocukların toplumsal ve psikolojik gelişimleri üzerindeki etkilerini gözardı etmek zorunda kaldık. Babanın olmaması, ailedeki kadın ve çocukların karşılaştığı çoğu sorunun kaynağı olan yoksulluk düzeylerinin derinleşmesine de katkıda bulunur.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bitki kelimesi kadınların edilgenliğiyle eşanlamlıymış gibi kullanılır çünkü kadınların bitkiler gibi olduğu varsayılır. Hegel bunu alenen ifade eder: "Erkekler ve kadınlar arasındaki fark hayvanlarla bitkiler arasındakine benzer. Erkekler nasıl hayvanlara karşılık geliyorsa, kadınlar da bitkilere denk düşer; çünkü kadınların gelişimi daha uysaldır." Bu açıdan bakıldığında, kadınlar da bitkiler de erkeklerden ve etten daha az gelişmiş ve daha az evrimleşmiş görülür. Sonucta kadınlar uysal oldukları için bitki yiyebilir ama aktif erkekler hayvan etine ihtiyaç duyar.
Tecavüz de ihlal aletinin penis olduğu bu tür bir şiddettir. Bıçak tarafından kesilebilmek için çatalla tutulan bir et parçası gibi, bir erkek bedeni tarafından zapt edilirsiniz. Buna ek olarak söyleyebiliriz ki nasıl mezbaha, hayvanlara ve işçilere atıl, düşünmeyen, hissetmeyen nesneler gibi davranıyorsa kadınlar da tecavüz esnasında aynı şekilde atıl nesneler muamelesi görür, duyguları ya da ihtiyaçları önemsenmez. Sonuç olarak et parçaları gibi hissederler. Buna paralel olarak, hayvanların iradeleri dışında döllenmesini mümkün kılan "tecavüz askıları" vardır. Bir et parçası gibi hissetmek, birisinin hayattayken ve hisseden varlıkken (ya da bir zamanlar öyleyken) atıl bir nesne gibi muamele görmesidir.
Dil bizi et yeme gerçekliğinden uzaklaştırır, dolayısıyla et yemenin sembolik anlamını pekiştirir ki bu sembolik anlam tabiatı gereği ataerkil ve erkek odaklıdır. Et, asla görülmeyen ama daima orada olanın simgesi haline gelir: hayvanların ve dilin ataerkil denetiminin.
Pilav yiyin, kadınlara inanın. Beslenme tercihlerimiz, doğayla olan ilişkilerimizde kendimizi nerede konumlandırdığımızı ve politik duruşumuzu yansıtır, pekiştirir. Öyle ki, şunu söylesek yeridir: "Pilav yemek kadınlara inanmak demektir."
Sayfa 346·Kitabı okudu