... Sedyede kıvranan adamla göz göze geliyordum o an. Kuruması için bırakılmış, betondan bir heykele benziyordu yüzü ve de hepimize inat, toz içinde gülümsüyordu. Birkaç dişi eksikti. Şu huzuru çok aradım ben, der gibiydi bakışları. Şu huzuru çok aradım ben hemşiranım, bırakın dinleneyim, beni bırakın, yok-yok arkama yastık koymayın, ne zahmet ettiniz, yok rahatım, yok gerçekten rahatım, beni bırakın hemşiranım... Derken hepsi bitti. Öylece donup kaldı adamın gülümseyişi.
"Mesele mekân değil doktorum, mesele zaman" demişti Murat Hoca bir keresinde, " Otuzundan sonra her yerde boğulabilir insan. Taşraymış metropolmüş, hiç fark etmez."