B.

B.
Maybe I am not built for love
Eşitsizlik sadece suç ve savaş ortamını etkilemekle kalmaz, ruhsal ve fiziksel sağlığı da derinden etkiler. Eşitsizlik aynı zamanda hayat beklentisi ve bebek ölümü oranlarını da olumsuz yönde etkiler: Eşitsizlik ne kadar büyükse, insanların hayattan beklentileri o kadar düşük ve o bebek ölümü oranları da o kadar yüksek olur. Örneğin 80,5 ortalamaya sahip izlanda, hayat beklentisi seviyesinin en yüksek olduğu ülkelerden biri. Bu oran ABD'de 78,14’tür.
Reklam
Stresi zarar verici hale getiren asıl etken denetim yoksunluğudur. Yüksek mevkidekilerin lehine bir sağlık uçurumu olusturan da denetim yoksunluğunun yol açtığı kronik strestir. Yine de, denetimsiz stresin bile bir panzehiri var. Hem de en fakirlerin bile ulaşabileceği bir panzehir. Bu panzehir tabii ki başkalarından gördüğümüz sevecenlik ve korkuyla tehdidi frenlemek üzere tasarlanmış doyurucu temastır. Çocuklar stresli ebeveynler tarafından sürekli stresin hakim olduğu koşullarda yetiştirildiğinde stres motor güçlenir, frenler zayıflar ve işlevlerini yitirir. Yine de, bu yetenek neredeyse hiçbir zaman kaybolmaz; bütün beyin düzenekleri gibi, örüntü içeren ve tekrar eden deneyimler onu geliştirebilir.
Anlaşılan o ki, stresin sağlık üzerindeki etkisi ve hiyerarşinin buna katkısı işiniz ve koşullarınız üzerinde ne kadar denetim sahibi olduğunuzla ilgili. En stresli olan durum işin başında olmak ve büyük kararlar vermek için sorumluluk almak değil; aksine, üzerinde çok az veya hiç denetiminiz olmayan sonuçlardan sorumlu tutulmaktır.
Gerçekten de tıp öğrencileri üzerinde yapılan bir araştırma genç doktor adaylarının eğitimleri süresince empati seviyelerinin gittikçe düştüğünü saptamış. Pediatri ve psikiyatri bölümündeki erkek doktorlar eğitimlerinin başında toplum ortalamasının üstünde bir empati seviyesine sahipken, üç yıllık eğitimin ardından bu seviyenin toplum ortalamasına düştüğü gözlenmiş. Kadın doktorlar için durum daha da kötü. Toplum ortalamasıyla aynı seviyede başladıkları eğitimlerinin üçüncü yılında bu seviyenin, ortalamanın da altına düştüğü tespit edilmiş.
Evrim teorisyenleri, doğum sonrası depresyonun anneyi hayatta kalmasının zor olduğu koşullarda dünyaya getirdiği yavrusundan ayırabilmek icin gelişmiş bir adaptasyon olduğundan kuşkulanmıştır. Doğum sonrası depresyonun kısıtlı kaynaklara sahip, sosyal açıdan ihmal edilen annelerle hastalıklı, erken doğmuş bebeklerin annelerinde daha yaygın olduğunu gösteren araştırmalar bu görüşü destekler niteliktedir.
Reklam