Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır; intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediğinde bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir. Gerisi, dünyanın üç boyutlu olup olmadığı, aklın dokuz mu, yoksa on iki ulamı mı bulunduğu, sonra gelir. Oyundur bunlar; ilkin yanıt vermek gerekir.
Genellikle, keyifliyken acı çektiğimizden çok daha etkin biçimde öğrendiğimizi unutmayın. Bağımlıların maddeye başlarken değil de, bırakırken zorlanmalarının nedeni budur.
Bir ebeveynin çocuğuyla geçirdiği süreyi en verimli şekilde kullanmasının yollarından biri, ona kitap okumasıdır. Bu sözlü biçimde gerçekleştirilen, oyuncu ve sosyal-bilişsel anlamda uyarıcı deneyim, samimi ve besleyici bir etkileşimi kayda değer bir işbirliğine dönüştürür. Çocuk, okuma ve keyif alma arasında bir bağlantı kurar. Okumayı annesinin veya babasının kucağında otururken öğrenen bir çocuk, öğrenmeye ömür boyu hevesli olur. Bu hayli bilişsel etkinlik sırasında hareket etmesine, dokunmasına ve oyun oynamasına izin verilmeyen bir sınıfta ögretmenini dinleyerek okumayı öğrenen çocuksa, okumayı söker sökmesine ama büyük olasılıkla yaşamı boyunca okumaktan nefret eder. Bu çocuklar yaşamlarının ileriki dönemlerinde ellerine şans geçse bile, keyif almak için nadiren okurlar.
Empatiye ve ona olanak sağlayan sevecenliğe tadını sevmediğimiz ancak kendimizin ve çocuklarımızın davranışlarını daha iyi hale getirmek umuduyla seviyormuş gibi yaptığımız sağlıklı bir yiyecek gözüyle bakıyoruz. Bencil olmamak da eğlenceli ve keyifli olabilirmiş gibi davranmıyoruz.