Karşılıklı bir çekimin işaretleri arandığında, hayran olunan kişinin söylediği ya da yaptığı her şey hemen her anlama çekilebilir. Aradıkça çoğalıyordu işaretler.
Bir yelpazenin iki zıt ucunun birinde aşk, birinde sinizm yer alıyorsa, bizi yorgun düşüren sinizmden kaçmak için aşık olmuyor muyuz bazen? Enerjimizi kısa bir süre içinde mucizevi bir biçimde inandığımız belli bir yüz üzerine odaklamak ve böylece hayal kırıklığından kaçınmak için aşık olunanın değerlerini inatla abartmak her coup de foudre'da (yıldırım aşkı) yok mu?
Romantik yazgıcılık sayesinde, aşık olma gereksinmemizin, aslında belli bir kişiye aşık olmaktan önce geldiği yolundaki zor düşünceyi görmezlikten gelmiş oluruz.
Şansla bağlantılı gelişen olaylara iki çeşit yaklaşım söz konusudur. Felsefi bakış açısı, olayların ardındaki nedenlerin zorunlu olmadıkça çoğaltılmaması gerektiğini savunan Ockham'ın usturası yasasına bağlı olarak temel nedenlerle sınırlanır. Olayı anında açıklayacak nedenleri aramak anlamına geliyor bu, yani benim Merih gezegeninin güneşe göre konumunu ya da bir romantik yazgının yapısını değil, Chloe ile aynı uçakta yan yana koltuklara yerleştirilmemizi göz önünde bulundurmam gerekiyor. Oysa mistik yaklaşım, evrene dair daha ayrıntılı kuramları deşmekten kendini alamaz. Bir ayna duvardan düşüp binlerce parçacığa ayrılıyor. Neden düştü? Ne anlama geliyor bu? Felsefeci için aynanın yere düşmüş olmasından öte anlamı yoktur bu olayın, hafif bir sallantı olmuş, fizik kurallarına boyun eğen belli güçler birleşerek (hesaplanabilir bir olasılığa göre) tam o anda aynanın yere düşmesine yol açmıştır. Oysa o kırılan ayna anlamlarla yüklüdür mistik için, en az yedi yıllık kötü talihin apaçık bir işareti, binbir günahın ilahi göstergesi, binbir cezanın habercisidir.