ARKA KAPAK
Sıkı bir dostluk... Aslında hikâye onların hikâyesi, Ender'in ve Çetin'in... Günün birinde hayatlarına bir genç kız girer. Şimdi düşünme, hatırlama ve kendini didikleme zamanıdır.
"Nihal'e başından beri olduğumuzdan farklı göründük. Böyle gerekmişti. Koruyucu, kollayıcı, soğukkanlı, ne yapması gerektiğini bilen, Nihal düzgün yürüsün, üniversiteyi uzatmadan bitirsin, yaşadığı felaketten makul adımlarla uzaklaşsın diye asfalt döşeyen iki orta yaşlı, deneyimli erkek. Biri göbekli, diğeri kel."
Barış Bıçakçı, bu çağa özgü lâf kalabalığından; dil, duygu, düşünce kirliliğinden paçalarına tek damla çamur bulaştırmadan çıkabilen, şaşırtıcı bir iç ışığı cömertçe yayan bir yazar. Nefes alır gibi, su içer gibi yazıyor.
***
Benim son derece kişisel yorumumu dengelemesi için kitabın arka kapağını paylaşarak başlamak istedim.
Hikâye, bana göre tatsız bir hikâye. Söz konusu büyük çaresizlik, birlikte büyümüş iki yakın arkadaşın, anne babası ölünce yurt dışına giden arkadaşları Fikret'in onlarla birlikte yaşamaya başlayan kardeşi Nihal'e aşık olmaları çünkü. Kız kendilerinden yaşça epey küçük, anlatıcı arkadaşıyla ilişkisini eşcinsellikle uzun uzadıya kıyas ediyor, tatsız derken işte böyle bir şey.
Çok önceden yazdığım, sonra kilitlediğim ve unuttuğum bir monolog buldum geçen gün. Onu okuyan bir arkadaşımın aklına monologtan Barış Bıçakçı geldiği için tavsiyesiyle okudum bu kitabı. Bana kalırsa dil de tatsızdı. Anlatım Ender'in Çetin'e içini dökmesi havasında, özgün aslında. Fakat kelime seçimleri mi, verdiği detaylar ve detayları verişi mi, insanın içini açan bir dil değildi. Bilmiyorum, belki bu da hikâyeden, belki benim bilhassa yazı dilinde argoyu sevmeyişimden.
Okuyan yine okuyacak tabii ama bu kitap benim kitabım değildi. Bir tavsiye üzerine olduğundan sonuna dek