"Güneşten ağır ağır gölgeye geçilir gibi, pek de anlamadan akşam olur gibi, ışıklı, neşeli bir yüzden kederlere geçti Aziz Bey. Kederli bir mazisi oldu. Burnu havada, başı dikti hep. Başka türlü yaşamayı beceremediyse de, o gece Haliç'in kirli sularına bakarken anladı ki aslında hep öyle sanmış. Oysa şiddetle yanılmış. Ve yine anladı ki hayatı zaten tümüyle bir yanılgıymış."
Aziz Bey, çatık kaşlı, sert mizaçlı, huysuz babanın; babasının elinden oldukça çekmiş çilekeş bir ananın tek evladıdır. Çocukken, dedesinin vakitsiz ölümüyle birlikte, oldukça iyi çaldığı tamburu babasına kalır. Dolabın üstünde unutulmaya yüz tutmuş tambur Aziz'in elinde oyuncakken, zamanla odasının baş köşesinde yerini alır.
Aklı bir karış havada, hovarda, oldukça yakışıklı Aziz Bey, sürekli kavga halinde olan babasının tüm çabasına rağmen okumaz. Cankurtaranlık, dolmuş şoförlüğü vs. çeşitli işler yapar, kazandığını da meyhanelerde yer. Güzeller güzeli Maryam'a deli gibi âşık olur. Aklını başından alır Maryam. Gecesine gündüzüne sığdıramadığı Maryam ise aynı duyguları beslemez Aziz Bey'e. Mayram'ın Beyrut'ta kürkçü dükkânı olan hali vakti yerinde amcasının çağırmasıyla ailece Beyrut'a taşınırlar. Bu Aziz Bey için yıkım olur. Çalıştığı işyerlerinde dalgın ve düşünceli hali, son işyerinden de kovulmasına neden olur. Evde kıyamet kopar. Babası binbir hakaretle oğlunu evden kovar. Kapının yüzüne kapanmasıyla geriye dönüşü olmayan hadiseler yaşanır.
Maryam'la mektuplaşmaları onu Beyrut'un sıcağına götürür. Umduğunu bulamaz Aziz Bey. Soğuk ve ilgisizdir Maryam. Parası tükenir. Yapayalnız olduğu şehirde aç susuz kalır. Tek yoldaşı tamburudur.
Yine hicran ile gün bitti, güneş battı gönül.
Yazık, ümit seni bir gün daha aldattı gönül.
Bu nağmeler kaldığı otelin duvarlarında çınlarken, dilini anlamadığı