Bugün arkadaşımın tavsiyesiyle bir kafeye gittim. Bir masada valizinin yanında işini yetiştirmeye çalışan bir kadın, diğerinde farklı bir dilde kahkahalar atan gençler, bir köşede çocukların heyecanı, başka bir köşede üniversite öğrencilerinin telaşı… Ve bütün bunların ortasında elindeki erikleri hiç tanımadığı insanlarla paylaşan küçük bir kız. 14.06.2026| 7K Coffee
1000Kitap
1240 yılında, Babai İsyanı'nın bastırılışı, Anadolu Türkmen toplumu için bir kırılma noktasıdır. Selçuklu devleti, kendi tebaasını ezmek için yabancı paralı askerlere (Frank birlikleri) başvurmuş; bu, hem askeri hem de meşruiyet açısından bir yaradır. Bir devlet, kendi halkına karşı yabancı kılıç kullandığında, o halkın hafızasında silinmez bir iz bırakır. Yunus Emre'nin doğumu (genel kabulle 1238-1240 arası) bu yaranın açıldığı yıllara denk gelir. Bu sadece bir tesadüf olabilir — ama tesadüflerin de bir anlamı vardır, eğer sonradan o anlamı arayan bir göz varsa. Eğer Babai hareketi, 1240 yenilgisinden sonra tamamen yok olmadıysa — ki tarihsel kayıtlar, heterodoks Türkmen dervişlerinin (Kalenderî, Haydarî, Vefaî çevrelerin) 13. ve 14. yüzyıl boyunca Anadolu'da varlığını sürdürdüğünü gösteriyor — bu hareketin "sert güçten yumuşak güce" bir strateji değişikliği yapmış olması, en azından yapısal olarak mümkündür. Yenilen bir hareketin silahını bırakıp dilini, sembolünü ve ağını koruması, insanlık tarihinde eşi görülmemiş bir şey değildir.
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Berfin'e Notalar 14.06
📌:Gök nerede, yer nerede? Ben neredeyim, sen nerede? Gözlerimi açtım ki, her yer sen💙
Bi kaç gündür gelemedim buralara. Sebeplerini mühim değil aslında şöyle bi oturup düşününce. O ya da bu sebepten kırılıyor insan, İçerliyor, Sustukları ağırlaşıyor, Söylemek için kıvranıp sonra susunca birikiyor işte. Deniz sakinken izlemek dinginleşiştirir insanı,dalga boyları büyüdükçe kıymetini bilmeyene ürkütücü gelir dışardan izlemesi. Sakinken, usul usul kıyıya vurup ordan oraya savurmayıp ruhunu okşarken güzelde neden dalga boyları insanı aşıp içinde ne varsa kıyıya vurunca güzel gelmez ki insana.. Denize benzetirim kendimi.. Başka başka hallerim var bilirim ama bazen bir serçe bazen bir deniz bazen de huysuz aksi bir şey işte. Ama bugün deniz gibiyim. İçimdeki denizi anlatmak uzun uzun yazmak istiyorum bugün Eylül.. Uzaktan bakınca sakin gelir hep dedim ya. Maviliği, Huzuru, Dingingi. Ne zaman bi su birikintisi görsem içimi dinlendirmek ister oracıkta. Ama biraz yaklaşıp kendimi verdiğimde o suyun içinde görünmeyenleri görürüm. Tıpkı kendi içimde sakladıklarım gibi. Dışarıdan ne kadar sakin görünürse görünsün, derinlerinde anlatamadığı,döküp saçamadığı hikâyeler taşır gibi hissederim.Bana sorarsan kıyıya usulca vuran dalgalar gibidir derim sevgi. Sessizce gelir, yormadan dokunur insana. Bir çift gözde, bir gülüşte, bir sesin sıcaklığında kendine yer bulur. O anlarda deniz, insanın içine işleyen huzurun ta kendisidir benim için.. Ama bir gerçek var ki her deniz sonsuza kadar sakin kalmaz. Bir rüzgâr eser, gökyüzü kararır ve dalgalar yükselmeye başlar. İşte o zaman deniz özlemenin haline benzer. İçinde tuttuğun her şey kıyılara vurmaya başlar. Söyleyemediklerin, sarılamadıkların, beklediklerin. Hepsi köpük köpük yüzeye çıkar. Ne kadar güçlü görünmeye çalışırsan çalış, bazı fırtınalar insanın içinde kopar. Her şeye rağmen denizin en güzel yanı bu
14.6
Balkonun demir parmaklıkları, parmak uçlarımda soğuk bir gerçeklik gibi duruyor. Az önceki mutfağın uğultulu aydınlığından sonra burası, gecenin o uçsuz bucaksız ve dilsiz krallığı... Şehir sustu, sokak lambaları bile sanki yorulmuş da sadece mecburiyetten yanıyor gibi solgun. Arkada hiçbir ses yok; ne bir nota, ne bir uğultu. Sadece benim nefesim ve o nefesin içindeki devasa sessizlik. Sessizlik, aslında en yüksek sesli çığlıkmış, bunu şimdi anlıyorum. Bir şarkı çaldığında, zihnin o ritme tutunup sürükleniyor. Ama sessizlikte? Sessizlikte sadece sen varsın. Kaçacak hiçbir yerin kalmadığı o çıplak an.
Duygu ve Düşünce