14 Haziran
Ama neden bu zamana kadar işe yaramayan kapılara yönelmeye devam edersin?
Sayfa 189·Kitabı okuyor
KutülAmare
İngiliz ordusu tarihinde 1781'deki Yorktown kuşatması sırasında Amerikan-Fransız kuvvetlerine karşı aldığı mağlubiyetten daha büyüğünü Kûtülamâre'de almış, 14 bine yakın esir vermişti. Nitekim Janet Wallach, Çöl Kraliçesi isimli eserinde "Kût'un düşüşü Britanya tarihindeki en korkunç yenilgilerden biriydi" şeklinde yorumlar.
Sayfa 285 - Yeditepe·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
s. 14 zamanın ya da kaderin(ya da gelecekte gizlenen o şeye ne dersek diyelim), kulaklarını buyur ettiği kelimeler tuhaftır. Bugünün bakış açısıyla, ifademi bütün o ertelenmiş acımasızlığını görüyorum. s. 15 Eski kahkahası, o taze ve neşe ruh halini asla geri gelmediğini hatırlıyorum. Uzun süreliğine sessizleşiyordu, bazen kendine ait sessiz bir modun içinde sadece başını hafifçe sallayıp duruyordu. s. 17 bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hala var olduğumu söylenebilir mi? … Bir süreliğine yalnız kalmak ve çocuk gibi ağlamak istiyordum. ‘keder devriyesi’ Çıkışta babam kapıda durdu ve şöyle dedi: Doktor bey, organlarımı bağışlamak istiyorum ama sağlam, doğranmamış bir yerim kalmadı… Acı, içimi yakan acı, ah ciğerleri dağlayan acı… s.79 ameliyatı ile farklı iki cümle. İlki bir olgu, bir sonuçtur, ikincisi – bir roman. Umut ve çaresizliğin birbirini besleyip alevlendirdi uzun bir hikaye. Birini oksijeni daima diğerinin ateşini harlar. s.85 çok sessiz bir şekilde canım çok acıyor artık, dedi, bunu iki kez tekrarladı, çok acıyor… Onun gibi vic canının acıdığını söylüyorsa, bu acının son aşamasıdır. S.92 mutluluk kısa sürer, tıkalı bahar açıp solan Nergisler ve Fulyalar gibi. Hüzün, her şey boğan ve babamın onlardan kurtuluş yok dediği inatçı otlar gibi uzun süre kalır. Bu uzun bir kederdir, diyor bir arkadaşım. Güzel bir ifade ama ben henüz acının içindeyim. Önce uzun bir acı olur. Keder sonra gelir… Aslında babalarımız bizi severdi, babam konusunda bundan eminim, sadece bunu nasıl göstereceklerini bilmiyorlardı onlar da hiç kimse bunu nasıl yapacağını göstermemişti o garip sha ancak torunları aşabiliyordu. Evsiz yaşayamayan sadece insanlar değildir, evler de insanları olmadan yaşayamaz. Sen
Bu âlem yok iken o tek başına ve yalnız olarak vardı. O kimseye muhtaç değildir, bilâkis her şey O'na muhtaçtır. 10. O'na sonradan yaratılanlar hulûl etmez ve O'na bir şey vacip olmaz. Her işte bir hikmeti vardır ve asla abes bir fül işlemez. 11. O da kula hulül etmez ve hiç kimseye zulüm eylemez. Kulların eslahı lâzım değil k: Allah onu yaratmış olsun. 12. Bir kimse O'na asla zorla bir şey yaptıramaz. Yemin olsun ki, Kendisi neyi murad ederse ancak o vücûda gelir. 13. Ơ'nun her bir kemali değişmeksizin hâsıl olmuştur. Bu nedenle O'ndan başka yolu gözlenecek bir varlık yoktur. 14. En olgun sıfatıyla O daima muttasıftır ve bütün noksan sıfatlardan Celâl sahibi olan o Allah uzaktır. 15. Zâti sıfatları sekiz tanedir: Ilim, İrade, Hayat, Kudret, Halk, Basar, Semi' ve Kelâmullah.
Bir Amerikan kampı ve bir "savaş suçlarına karşı dâva" merkezi hâline gelen Dachau'ya Amerika Birleşik Devletleri tarafından gönderilen hâkimlerden biri olan Stephen S. Pinter şunları yazar: "Dachau'da savaş sonrasında 17 ay ABD askerî hâkimi olarak kaldım. Dachau'da gaz odası olmadığına tanıklık edebilirim. Ziyaretçilere yanlış bir şekilde gaz odası diye gösterilen yer, aslında bir ölü yıkama fırından başka bir şey değildir. Almanya'daki diğer toplama kamplarında da hiçbir gaz odası yoktu. Bize Auschwitz'de bir gaz odasının var olduğu söylendi, fakat Auschwitz Rus bölgesinde olduğundan, orayı görmek için Ruslar'dan izin alamıyorduk... Milyonlarca Yahudi'nin öldürülmüş olduğu şeklindeki eski bir propaganda efsanesi bu tarzda devam ettiriliyordu. Savaş sonrasında Almanya ve Avusturya'da geçirdiğim altı yıldan sonra, kesinlikle söyleyebilirim ki, pek çok Yahudi öldürülmüştür, fakat bu sayı asla 1 milyon rakamına bile hiçbir şekilde ulaşmamıştır. Bu hususta ben kendimin herhangi bir kimseden daha yetkili olduğuma inanıyorum." Kaynak: Pinter'in Katolik haftalık dergisine mektubu, Our Sunday Visitor, 14 Haziran, 1959, s. 15.
Sayfa 136 - Timaş Yayınları·Kitabı okuyor
Onlar 14 nurarada oturuyorlardı ve Wendy hayatlarına girene dek evin en mühim kişisi annesiydi. Romantik düşüncelere sahip hoş bir hanımdı, bir de öylesine tatlı, alaycı dudakları vardı ki... Bu romantik düşünceleri, muammalı Doğu'dan gelen iç içe geçmiş kutulara benzerdi: Kaç tane açarsanız açın, içinden hep bir tane daha çıkar. O tatlı, alaycı ağzının sağ köşesinde de Wendy'nin asla koparamadığı bir öpücük belirgin bir şekilde dururdu.
Alıntı
Reklam
Reklam