hakikati arayan kişi kendisiyle ilgili psikolojik bir analize girmek zorundadır, buna ‘ahlâki açımlama’ diyor. Aslına bakarsan, en büyük filozofların bile yaptığı yanlışın, kendi motivasyonlarını bilmemekten kaynakladığını söyleyecek kadar ileri gidiyor. Hakikati bulmak isteyen insanın önce kendini tam anlamıyla tanıması gerektiğini iddia ediyor. Ve bunu yapmak için, o insanın geleneksel bakış açılarından, hatta yaşadığı çağdan ve ülkeden kendisini ayırması gerektiğini ve sonra da o mesafeden kendisine bakması gerektiğini söylüyor!”
“İnsanın kendi ruhunu çözümlemesi! Bu kolay bir iş değil,”
Bir de Nietzsche’nin o sözleri söylemekte gösterdiği cesaret! Bir düşünün! Ümidin en büyük kötülük olduğunu söylemesi! Tanrı öldü demesi! Hakikat, onsuz yaşayamayacağımız bir yanlıştır demesi! Hakikatin düşmanı yalanlar değil, inançlardır demesi! Ölümün son iyiliği bir daha ölünemeyecek olmasıdır demesi! Doktorların, insanların kendi ölümlerini ellerinden almaya hakları olmadığını söylemesi! Kötücül düşünceler! Bu fikirlerin her birinde de Nietzsche’ye itiraz etmişti. Ama bunlar sahte itirazlardı; kalbinin ta derinlerinde biliyordu ki Nietzsche haklıydı.
Düşünceler, duygularımızın gölgesidir; ama her zaman daha karanlık, daha boş ve daha sade.” “Şu günlerde kimse ölümcül hakikatlerden ölmüyor, öyle çok panzehiri var ki.” “Bir kitap bizi alıp diğer kitapların üzerine çıkarmıyorsa o kitabın neresi iyidir?”
Benim için, ‘görev’ sözcüğü çok ağır ve baskıcı bir sözcük. Ben yalnızca tek bir şey için görev sözcüğünün söz konusu olabileceğini düşünüyorum; o da özgürlüğümün korunması. Evlilik ve ona eşlik eden sahip olma duygusu ve kıskançlık, ruhu tutsak eder. Bunlar benim üzerimde asla egemenlik kuramayacak. Doktor Breuer, ne kadın ne de erkeğin artık zayıflıklarıyla birbirlerine zulmetmeyecekleri günlerin geleceğini umuyorum.”