Nejla Türker

Nejla Türker
@1605n
Ne tuhaf, in­sanlar ölüyor, bedenleri toprak altında çürüyor ama seni yarala­yan zehirli sesleri ölümsüzlüğe erişip hayatın boyunca kalbinde ve kulağında kalıyor.
Reklam
Selim’in içindense sadece basit, çaresiz, yalm ama bir o kadar güçlü bir cevap yükseliyordu: "Ben benim." Ama bu yeterli değildi, bu soğuk sistemde bir anlam ta­ şımıyordu. Bir insan kendi olduğunu nasıl ispat eder ki? Varlık, gerçekten de bir kâğıt parçasına mı bağlıydı? Descartes’ın, "Düşünüyorum, öyleyse varım," sözü, bu bürokratik cehennemde, "Kâğıdım var, öyleyse varun'a mı dönüşmüştü? Kayıtlı değilsen yoktun.
İnsanların otoriteden bu kadar korkmasına şaşırıyorum ama daha da hayret verici olan şey kolayca yalanlara inanıvermeleri. Onlara sorsan hiçbir gazeteye güvenilmez. Ama ora­ da yazan her şeye de inanırlar. Tabii gazeteler pislikle dolu, yalanla dolu. Sürekli hükümetlerin koltuğunun altına sığınma­ya çalışan gazeteciler, yöneticiler, ülkedeki duruma göre tavır almakta usta oldukları için ve şu anda rüzgârlar ülkenin aydınlık kesimlerini süpürmek üzere estiği için durmadan iftiralar yayınlıyorlar. Gece baskınıyla alınmış gencecik bir çiftin dağı­nık yatak odalarının fotoğrafını basıp altına işte bu yataktan çıktılar, zaten devrim nikâhı yapmışlar diye iğrenç şeyler yazı­yorlar. Ne yazık ki en yakın çevremizi bile kaplamaya başladı bu hastalık. Geçen gün kardeşim amcama gitmiş, amcam bizi sormuş, sonra da demiş ki belliydi bunun böyle olacağı, bir evde o kadar kitap oldu mu başın belaya girer, herkes gibi işinde gücünde olsalardı bunlar yaşanmazdı. Bunları duyunca o kadar kırıldım ki. Hiçbir suç yükleyemedikleri için kitap oku­ mak diye bir suç icat ettiler. Cehaletin övgüsünü yapıyorlar. Örgütlü cehalet bu ülkede çok güçlü. Sorsan kabul etmezler ama hepsi doğal olarak kültür-sanat düşmanı.
“Oğlum, sen ailemize leke sürecek bir şey yapmadın. Yüz kızartıcı bir suç işle­medin. Fikir suçu diye bir şey varsa, ki bence olmamalı, seni ondan aldılar. Maalesef bizim memleketimiz böyledir. Kaç nesildir bu topraklarda düşünen, yazan, çizen insanlar hapishanelerde çürür. Çok üzgünüm ama bunu da söylemek istedim. Üzülme. Bu karanlık günler geçer. Sen kendini güçlü tut.”
Louis Dega bana bakiyor: "Yavrum, bu son gecemiz, diyor. Yarın güzel ülkemizden ayrilacagiz." "Bu güzel ülkenin adaleti pek güzel degil Dega. Belki bizimki kadar güzel olmayan, ama ayagi sürçenlere çok daha insanca davra­ nan ülkelere rastlarız." Gerçege ne kadar yakin düşündüğümü o an bilmiyordum, gelecek haklı oldugumu gösterecekti. Yeniden sessiz­lik çöktü hücreye.
Reklam