• Kürtlerin Kazakistana Gelişi

    Kürtler Kafkasya'dan Orta Asya'ya iki kez sürgün edildiler.Sovyetler Birliği yönetiminin 7 Temmuz’da aldığı bir kararla 1937 sonbaharında Kafkasya’da yaşayan ve “güvenilmez unsurlar” olarak nitelendirilen yüzlerce Kürd ailesi yük trenleri ile Ermenistan ve Azerbaycan’dan Kazakistan’a sürgün edilmiştir. Kürdlerin Kazakistan’a 2. sürgünü 1944 yılının son aylarında gerçekleşmiştir; bu sefer Kürdler buraya SSCB KP MK Genel Sekreteri ve Devlet Savunma Komitesi Başkanı İ.V.Stalin’inin imzasını taşıyan bir kararla Gürcistan’dan sürülmüştür. 1989’da Karabağ savaşı nedeniyle Ermenistan’dan sürülen Kürdlerin önemli bir bölümü de bu ülkeye sığınmıştır. Ayrıca, Kazakistan’da Sovyetlerin çöküşünden sonra Azerbaycan’a bağlı Nahçivan özerk cumhuriyeti’nden, Rusya’nın Krasnodar bölgesinden, kısmen de Ermenistan ve Gürcistan’dan gelen Kürdler da yaşamaktadır.


    Sürülen Kürdler beşer, onar aileler biçiminde tek tük haneli köylere ve aullara (mezra) dağıtılmıştır. Yük trenleri ile sağlıksız koşullarda Güney Kafkasya’dan Kazakistan’a taşınan Kürdlerden yüzlercesi yollarda ölmüş, yüzlercesi de sürgünün ilk aylarında alışık olmadığı yeni yerleşim alanlarında yaşama veda etmişlerdir. Ayakta kalanlar yıllar boyunca ağır zorluklar içerisinde yaşamış, 1956 yılına kadar asker denetiminde “özel sürgüncü” muamelesi görmüşlerdir. Özel sürgüne tabi tutulan Kürdler bir köyden diğer bir köye askeri yönetimin izni ile gidebilmişler.



    Kazakistan Kürt Nüfusu
    Diğer Sovyet Cumhuriyeti’nde olduğu gibi Kazakistan’da da güvenirliği tartışılır genel nüfus sayımları sonuçlarına göre, bu cumhuriyette 1970 yılında 12 bin; 1989’da 25 bin; 2002’de ise 32 bin Kürt yaşamıştır. Bağımsız kaynakların ortalama hesaplamalarından yuvarladığımız rakam, halihazırda Kazakistan’da 150 bine yakın Kürt'ün bulunduğunu göstermektedir. Kazakistan 2010 yılında yapılan nüfus sayımına göre Kazakistan da 38.325 Kürt yaşamaktadır ve Kazakistan'ın %0.2'sini teşkil etmektedirler.Fakat Kazakistan Kürt Derneği Başkan Yardımcısı, Malikshah Gasanov Kazakistanda 46.000 -150.000 arası kadar Kürt nüfusu bulunduğunu listede bazılarının Azer veya Türk olarak listeye alındığını belirtmiştir.


    Kazakistan Kürtlere Haklarını Veriyor

    Eski Sovyet Cumhuriyetleri arasında Kürdlerin milli-kültürel gelişimi açısından en hoşgörülü zeminin Kazakistan Cumhuriyeti’nde oluşturduğunu kolaylıkla söylemek mümkündür. Burada eski Sovyet Cumhuriyetleri arasında azınlıklara yaklaşım açısından örnek bir politika izlendiği; sosyal, toplumsal yaşamın her alanında açıkça göze çarpmaktadır. Kazakistan’da Kürd diasporasının örgütlenmesinde ve milli kültürlerin geliştirilmesinde Kazakistan Halkları Birliği’nin önemli bir rolü vardır. Kazakistan Kürdleri Birliği’nin Almata kentinde iki ayrı yerde çalışma ofisi ile temin edilmesi, hoşgörülü siyasetin bir göstergesidir. Kazakistan Kürt nüfusunun çoğu Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan'dan Stalin döneminde sürgün edilen Kürtler'den oluşmaktadır. Yıllar sonra, Kürtler Kazakistan'ın komşu ülkeleri,Özbekistan ve Kırgızisitan'dan Kazakistan'a göç etmişlerdir.


    Kazakistanda Kürtçe Eğitim

    Kazakistanda Kürt nüfusunun yoğun olarak bulunduğu şehirlerde , Kürt edebiyatı ve Kürt dili ilköğretim ve ortaöğretim okullarında öğretilmektedir.Kashkabulak köyünde, Kürt öğrenciler 12. sınıfa kadar Kürtçe eğitim görebilmektedirler.1990 yılından bu yana Kürtlerin gazeteleri olan Kürdistan Gazetesi bulunmaktadır ve yayına devam etmektdir.

    Kazakistan Kürtlere Özel Bölümü Olan Müze

    1998‘den bu yana Devlet Milli Müzesi’nde Kürtlerin maddi ve manevi değerlerinden örnekler sergilenen bir bölüm faaliyet göstermektedir.

    Kazakistan Kürtleri Her Alanda Başarılılar

    Kürdler bugün Kazakistan’ın bilimsel, ekonomik, sosyal yaşamına kendi kimlikleriyle katılma imkanları yakalamıştır. Onları temsil eden bilim adamları, devletin yürütme, hukuk sisteminde, yerel halk ve belediye meclislerinde görev yapan yetkililer, defalarca Kazakistan ve Avrupa şampiyonu olan sporcular Kürd kimliğiyle ülkenin siyasal, ekonomik, sosyal yaşamına etkin bir katılım sağlamaktadır.
  • 100 yıllık "HACI ŞAKİR "İMİZE SAHİP ÇIKMAMIŞIZ ONU DA AMERİKALILARA SATMIŞIZ .
    "HACI ŞAKİR " KAZANSIN DİYE YILLARCA AMERİKAYA PARA KAZANDIRIYORMUŞUZ İŞTE BU DA AMERİKANIN OYUNU :)
    İster tesadüf deyin ister gerçek deyin ama şunu unutmayın fikirler düşünceler sadece yazıyla anlatılmaz semboller önemlidir.
    Büyük şirketlerin, markaların, futbol kulüplerin logolarını inceleyin ve o logoların tarihi serüvenini araştırın bir sürü ilginç bilgiyle karşılayacaksınız.
    Çapraz anahtar sembolü, mason locasının hazinedarına aittir .
    Hacı şakir sabunlarının üzerinde de vardır bu logo ......

    -----------------------
    Karadeniz’in kuzeyinin Rus egemenliğine girmesiyle ve Volga nehrinden kaynaklanan doğal sebepler yüzünden Hacı Şakir ailesi ile birlikte 1915 yılında Türkiye’ye göç eder. Hacı Ali Bey göç ettikten sonra, Laleli Atpazarı’nda evinin altında sabun ve mum üretmeye devam eder.

    Türkiye Cumhuriyeti’nin 91 numaralı Ticaret Sicili’ne sahip şirketi olan Sabuncuzade M. Şakir ve Mahdumu Müessesatı Ticari ve Sınai Türk Anonim Şirketi’nin kuruluşu, 1925’te tescil edilmiştir.

    Unvanda bulunan ve çok az sayıda kuruluşa verilen ‘Türkiye Anonim Şirketi’ ibaresi ise kuruluşta yıllarca iftihar konusu olmuştur. Daha sonra Hacı Şakir, İstanbul Ticaret Odası’nın 9’uncu, İstanbul Sanayi Odası’nın ilk şirketi olmuştur. Şirketin başındaki Hacı Şakir Sabuncuzade, İzmir İktisat Kongresi’ne katılmıştır.



    Hacı Şakir ardından 1934 yılında Sabuncuzade soyadını alır. Ve ürünün markası da “Hacı Şakir” olarak belirlenir.

    Yıldız ve çift Anahtar işaretli sabunları üreten şirket, Hacı Şakir’in ölümünden sonra büyük oğlu Ahmet Tevfik ile kardeşi Şerif Sabuncuoğlu tarafından yönetildi. Daha sonra şirket yine aileden bir yönetici Selahattin Sabuncuoğlu’nun yönetimine geçti. İstanbul Sanayi Odasının ilk 100 şirket sıralamasında şirket 1965 yılında 28. Sırada yer alıyordu.

    70’li yıllar Hacı Şakir markasının daha da büyüdüğü yıllar olacaktı. İstanbul Ayazağa’daki gliserin fabrikası 1970’te, yeni sabun hatları da 1974’te devrete dirdi. 1975’te İtalya’dan alınan modern makineler ile üretim saatte 2,5 tona yükseldi. Daha sonra ambalajlama ve paketleme yapan otomatik makinelere geçildi.

    Hacı Şakir’in ve firmasının en çarpıcı özelliği ve takdir edilecek bir çalışma ahlağı olarak şunu söyleyebiliriz ki, şirket, perakendecilerin zarar etmemesi için sattığı 1 çuval sabunu %8,7’lik kuruma firesini hesaba katarak daha düşük ağırlıkta fatura ederdi.

    80’li yılların ortalarında şirket mali sıkıntılarla karşılaştığı için Selahattin Bey şirketin %75 hissesini 1987 yılında Maya Grup’un sahibi olan arkadaşı İlyas Özsüer’e satmıştı. Buna neden olarak da dönemin yüksek enflasyonunu ve faizini ve bu nedenle sermaye artıramadıklarını, elde edilen kârın dönemi döndürmede eriyip gittiğini gösterecekti.

    Yeni sahipleri ile, şirketin Pazar payı %23’ten %36’ya çıktı. Selahattin Sabuncuzade, kalan %25 hisseyi de 1990 yılında Özsüer ailesine devretti.

    Ardından Özsüer ailesi şirketin %67’sini, 1991 yılında ABD’li çok uluslu temizlik ürünleri şirketi Colgate Palmolive’e sattı. Tesisler 2005’te Gebze’deki yeni fabrikaya taşındı.

    Şirketin sahipleri tamamen değişse bile, Hacı Şakir markası ve çift anahtar logosu sabunların üzerinde halâ bulunmaktadır
  • CEO'lar ile bir çalışanın ortalama maaşı arasındaki farka gelince, hiç kimse ABD'nin eline su dökemez. 2000 yılında, halka açık en büyük 365 Amerikan şirketinin CEO'larının ortalama maaşı 12.1 milyar dolar, yani tipik bir çalışanın eve götürdüğünün 531 katı idi. Bu fark 1980 yılında 42 kat, 1990 yılında ise 85 kat idi.
  • 1 Moby Dick – Herman Melville (1851)

    Kaptan Ahab, takıntıyı somut hale getiren kahramanlardan biri. Bacağını koparan balinayı takip ederken intikam hırsı her şeyin önüne geçer. Geminin ikinci kaptanı, Ahab’ı tüm tayfayı kaybetmeden bu arayışa bir son vermesi için ikna etmeye çalışır. Burada romanın en gergin ânındayız. Çünkü bu vazgeçiş, kaptanın felaketten önceki son çıkış kapısıdır. Yine de, karşılaştığı her şeye rağmen, Kaptan Ahab lanetli arayışına devam eder ve bundan sonra karşılaşacağı olaylar şok edici bir hal alır. 

     2 Uğultulu Tepeler – Emily Brontë (1847)

    Heathcliff ve Catherine, talihsiz bir aşkın yetim çocuklarıdır. Nefes kesen bir aşkın durdurulamaz felaketinin. Tabii ki, bu yıkıcı tutku kendini asla sağlıklı bir şekilde gösteremez. Aşk hikâyesi tepetaklak olur ve ailelerini yıkıma sürükler. Heathcliff öyle takıntılı bir âşıktır ki sevdiği kadın ölümünden sonra bile yanında olması için mezarını kendine yakın bir yere taşır. 


    3 Sadist – Stephen King (1987)

    Stephen King genelde ilk bakışta zararsız görünen kahramanlar seçer, fakat bir kitap kurdunu insanın kanını donduran bir karaktere dönüştürerek bizi şaşırtır. Annie Wilkes de bir yazarı hapseden ve ona türlü işkenceler uygulayan birine dönüşür. Amacı, favori kadın karakterine daha iyi bir son hazırlamaktır. King’in Annie tasvirinde bir kurnazlık yatar. Çoğumuz kendimizi sevilen karakterlerle özdeşleştiririz ve yazarlar duygusal hayatlarımızda önemli bir yer tutar. Aynı zamanda, okurların da yazarların hayatında bir hâkimiyeti vardır. King Sadist’i kaleme alırken, korku dışında bir eser vermeye niyetlendiğinde okurlarından gelen isyandan ilham almış. 

    4 Tutku – A S Byatt (1990)

    Roland Michell hayatını eski zaman şairi Randolph Henry Ashe’e adamış pek tanınmayan bir akademisyendir. Roland, Ash’in başka bir şairle yaşadığı gayri meşru ilişkiye işaret eden bir belgeyi gün yüzüne çıkarır. Hikâyenin tamamını da ortaya çıkarmak zorundadır. Başka bir akademisyenle, Dr Maud Bailey ile güçlerini birleştirir. İkilinin tarihin derinliklerine gömülü bu hikâyeye olan hayranlıkları afrodizyak etki yaratır. Bu çok katmanlı öykü, takıntının farklı dereceleriyle oynar: romantik ve entelektüel, geçmiş ve şimdi.


    5 Lolita – Vladimir Nabokov (1955)

    Nabokov’un tartışmalı romanının ilk paragrafı güvenilmez anlatıcısının yegâne takıntısını gözler önüne serer: Humbert, Lolita’nın adıyla ilgili bir rapsodi uydurur. “Lo-li-ta; dilin ucu damaktan dişlere doğru üç basamaklık bir yol alır, üçüncüsünde gelir dişlere dayanır. Lo-li-ta.” Her hece bir şiir gibi incelikle işlenir. Lolita’nın 12 yaşında olması gerçeği bir hayli rahatsız edici olsa da Humbert’ın canlılığı okuru romana çeker ve okurun suç ortağıymış gibi hissetmesine neden olur. Lolita’nın gerçek haliniyse Humbert’in takıntısının odağı dışında bilmemize olanak yoktur.

    6 Vejetaryen – Han Kang (2007)

    Türkçe çevirisi 2016 yılında yayımlanan Vejetaryen, takıntıların günümüz dünyasındaki dışavurumunu irdeliyor. Bu kısa romanın kadın kahramanı et yemeyi bırakır. Hızla kilo kaybeder, güçten düşer ve her şeye yabancılaşır. İlk bakışta, Kang’ın kısa romanındaki rahatsız edici rüyalar, hikâyenin sıradan bir yeme bozukluğunu anlatacağını düşündürüyor. Fakat hikâyedeki samimiyet ve bilinirlik hissi bizi bir anda içine alıyor: Yeong-hye’nin garip diyeceğimiz davranışları bir virüs gibi yayılıyor. Bu sırada, Yeong-hye’nin doğum lekesi, kız kardeşinin eşinde tehlikeli bir saplantı haline geliyor. Hikâyenin sinir bozucu olay örgüsü, takıntıyı bir gündüz düşü atmosferinden tüm aileyi yıkan ilkel bir dürtüye dönüştürüyor.

    Alıntı...
  • Bugün Tarık Akan'ın Ölüm Yıl dönümü büyük usta sanatçı aydın saygın onurlu sanatçımızı saygıyla anıyoruz... 🌹🌹🌹💖💖💖
    Tarık Akan (1949 - 2016)
    13 Aralık 1949 İstanbul doğumlu sinema oyuncusudur. Gercek Adı Tarık Tahsin Üregül'dür. Ses Dergisi'nin yarışmasında birinci seçilerek sinemaya girdi.

    Yıldız Teknik Üniversitesi, Makina Mühendisliği ve Gazetecilik Enstitüsünden mezun oldu. Babası emekli albaydır.

    2002 yılında "Anne kafamda bit var" isimli bir kitap çıkarmıştır. 1991 yılında daha önceleri kendisininde okuduğu Taş Özel İlkokulu'nu yap işlet devret sistemi ile alarak Özel Taş Koleji'ni kurdu.

    Eğitim konusunda da diğer işlerinde olduğu gibi başarılı oldu. Aziz Nesin'in vefatından sonra görevini devir alan oğlu Ali Esin'den vakıf başkanlığını devir aldı.

    Sinemacılığın kötü gittiği 1975-1980'li yıllarda ticari taksi alarak kiralama sistemi ile ticarete devam edip pornografik filmlerde yer almamayı tercih etti.

    Yazları fırsat bulduğunda Bodrum Akyarlar'da manço kulüp yanında taştan bir Rum evini restore edip dostlarını da ağırladığı bir yazlık haline getirdi.

    Sanatçı Tarık Akan, 16 Eylül 2016 Cuma günü İstanbul'da tedavi gördüğü özel bir hastanede hayatını kaybetti. Bir süredir akciğer kanseri tedavisi gören ünlü oyuncu Tarık Akan, İstanbul'da tedavi gördüğü özel hastanede yaşama veda etti.

    Filmografi

    Vizontele Tuuba (film) (2003)
    Gülüm (film) (2002)
    Meşrutiyet - Abdülhamit Düşerken (film) (2002)
    Hayal Kurma Dersleri (film) (2000)
    Eylül Fırtınası (1999)
    Mektup (film) (1996)
    Aşk Üzerine Söylenmemiş Herşey-Hep Aynı (film) (1995)
    Çözülmeler (film) (1993)
    Yolcu (film) (1993)
    Devlerin Ölümü (film) (1991)
    Uzun ince Bir Yol (film) (1991)
    Bir Kadın Düşmanı (film) (1991)
    Bir Küçük Bulut (film) (1990)
    Karartma Geceleri (film) (1990)
    Berdel (film) (1990)
    Üçüncü Göz (film) (1989)
    Dönüş (film) (1988)
    Yağmur Kaçakları (film) (1987)
    Kızımın Kanı (film) (1987)
    Ses (film) (1986)
    Adem ile Havva (film) (1986)
    Kıskıvrak (film) (1986)
    Acı Dünyalar (film) (1986)
    Beyoğlu`nun Arka Yakası (film) (1986)
    Bir Avuç Cennet (film) (1985)
    Tele Kızlar (film) (1985)
    Paramparça (film) (1985)
    Kan (film) (1985)
    Damga (film) (1984)
    Alev Alev (film) (1984)
    Yosma (film) (1984)
    Pehlivan (film) (1984)
    Beyaz Ölüm (film) (1983)
    Gecenin Sonu (film) (1983)
    Derman (film) (1983)
    Çocuklar Çiçektir (film) (1983)
    Arkadaşım (film) (1982)
    Yol (film) (1982)
    Kaçak (film) (1982)
    Delikan (film) (1981)
    Herhangi Bir Kadın (film) (1981)
    Adak (film) (1980)
    Sürü (film) (1978)
    Seninle Son Defa (film) (1978)
    Maden (film) (1978)
    Kanal (film) (1978)
    Lekeli Melek (film) (1978)
    Bizim Kız (film) (1977)
    Baraj (film) (1977)
    Nehir (film) (1977)
    Sevgili Dayım (film) (1977)
    Şeref Sözü (film) (1977)
    Aşk Dediğin Laf Değildir (film) (1976)
    Öyle Olsun (film) (1976)
    Kader Bağlayınca (film) (1976)
    Gece Kuşu Zehra (film) (1975)
    Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı (film) (1975)
    Ateş Böceği (film) (1975)
    Merhaba (Bizim Aile) (film) (1975)
    Delisin (film) (1975)
    Evcilik Oyunu (film) (1975)
    Ah Nerede (film) (1975)
    Çapkın Hırsız (film) (1975)
    Mavi boncuk (1974)
    Hababam Sınıfı (film) (1974)
    Memleketim (film) (1974)
    Mahçup Delikanlı (film) (1974)
    Esir Hayat (film) (1974)
    Kanlı Deniz (film) (1974)
    Boşver Arkadaş (film) (1974)
    Yaz Bekarı (film) (1974)
    Oh Olsun (film) (1973)
    Canım Kardeşim (film) (1973)
    Yalancı Yarim (film) (1973)
    Umut Dünyası (film) (1973)
    Bebek Yüzlü (film) (1973)
    Yeryüzünde Bir Melek (film) (1973)
    Üç Sevgili (film) (1972)
    Tatlı Dillim (film) (1972)
    Sev Kardeşim (film) (1972)
    Para (film) (1972)
    Azat Kuşu (film) (1972)
    Suçlu (film) (1972)
    Sisli Hatıralar (film) (1972)
    Aşkların En Güzeli (film) (1972)
    Feryat (film) (1972)
    Kaderimin Oyunu (film) (1972)
    Melek mi, Şeytan mı? (film) (1971)
    Beyoğlu Güzeli (film) (1971)
    Vefasız (film) (1971)
    Emine (film) (1971)
    Solan Bir Yaprak Gibi (film) (1971)

    Ödüllerinden Bazıları

    1973: 10. Antalya Altın Portakal Film Festivali - En İyi Erkek Oyuncu, Suçlu
    1978: 14. Antalya Altın Portakal Film Festivali - En İyi Erkek Oyuncu, Maden
    1984: 21. Antalya Altın Portakal Film Festivali - En İyi Erkek Oyuncu, Pehlivan
    1989: 26. Antalya Altın Portakal Film Festivali - En İyi Erkek Oyuncu, Üçüncü Göz
    1990: 27. Antalya Altın Portakal Film Festivali - En İyi Erkek Oyuncu, Karartma Geceleri
    1992: 6. Adana Altın Koza Film Festivali - En İyi Erkek Oyuncu, Karartma Geceleri
    1996: 33. Antalya Altın Portakal Film Festivali - Yaşam Boyu Onur Ödülü
    2003: 40. Antalya Altın Portakal Film Festivali - En İyi Erkek Oyuncu, Gülüm
  • Ana karekterlerimiz : Gregorao ve Joel(Yavru)

    “Yaban Muzu diğer adıyla Banana Brava”yı okuduğunuzda sizi sıkmadan,süzülüyormuşçasına verdiği okuma hazzı anlatılmaz okunup yaşanır.Çünkü Vasconcelos sadelik ve gerçeği olduğu gibi hiç çekinmeden çok güzel sunması zannımca okuyucuya verdiği en büyük hediyedir . Nereden mi uyduruyorum bunları çünkü yazar, önsüz’ünde “Kitabımı okuyackların,kahramanlarımın kaba dilinden ötürü beni bağışlamalarını dilerim.Çoğu kez kaba olan bu dil,yaşamın kendisinden alınmıştır.Onu değiştirmek,örtmecelerle ya da dolaşık anlatımlarla yumuşatmak gerçeğe saygısılık olurdu” diye söz etmiş yani her şey ortada. Bunun yanında çevirmenin de katkısı oldukça fazladır. Okuduğum eser 1990 baskısı olduğu için üstad Aydın Emeç’in çevirisiyle yayımlanmış olup bu çevirinin kitaba neler kazandırdığını da ayrıca hissedecek ve göreceksiniz. Zaten dipnotlarda neyin ne olduğu da güzelce açıklanmış.

    -Hikayenin konusuna geldiğimizde Garimpo denilen elmas madenlerinde çalışıp elmas arayan iki arkadaşın hikayesi ele alınıyor... Joel, durumu iyi olan ailesinden kaçarak bu işlere bulaşan bir piyanist.Genç ve iş tecrübesi olmayan Joel ve Joel’e oğlu gibi davranan fiziksel olarak güçlü,babacan ve hertürlü iş konusunda deneyimli Gregorao.Aynı kadına besledikleri daha doğrusu aynı kadının bu iki kahramanımıza beslediği farklı duygular yüzünden bir süre Joel ve Grego ayrı kalırlar.Joel sessizce garimpo’yu ve Gregoyu terk edip daha iyi elmaslar bulacağı bir bölgeye kaçmayı tercih eder ve gider. Aynı ümitlerle beraber yola çıktığı arkadaşları bir ara ormanda Joel’i beklemeden yola devam edip kendisine büyük bir kötülük yaparlar.. Joel, yiyeceği ve silahı olmaksızın günlerce savunmasız yol almaya çalışır,yolunu kaybeder.Sekizinci gün dayanamayıp bir yerde düşüp kalır.Ormanda ölmek üzereyken onu bulan Diolino, Joel’i ölümden kurtarır.Joel kendine gelince acıma duygusuydan yoksun acımasız bir plan tasarlayıp intikam alma hırsıyla yola çıkar.Yüzbaşıya olan olmayan her şeyi fazlasıyla anlatır ve ona bu kötülüğü yapanların ölmesini istemeden onları cezalandırır.Yine eskisi gibi çalışmaya başlar.Beklemediği bir anda Gregorao’yla yeniden karşılaşır ve eski günlerde ki gibi beraber yaşamaya başlarlar.Ama Joel’in geçmişte yaptıkları peşini bırakmaz…Burdan sonra tahmin edemeyeceğiniz gelişmeler olur.Gerisini benim gibi siz okuyuculara bırakıyorum.
  • 'Yumuşak Güç' kavramını ilk kez, 1990 yılında yayımlanan ve o zamanlar ABD'nin düşüşte olduğu yönündeki yaygın görüşü reddeden 'Bound To Lead' (Önderlik Etmeye Mecbur) adlı kitabımda geliştirmiştim. ABD'nin sadece askeri ve ekonomik güç açısından değil, yumuşak güç adını verdiğim üçüncü bir boyutta da en güçlü ülke olduğunu belirtmiştim.