1990 Ghost (Hayalet) 18.06.2026
Film
"Murdar bir hâlden muhteşem bir mâziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir." Cemil Meriç (Bizim Ocak Dergisi, Nisan 1990, 73. Sayısı)
1000Kitap
Reklam
Kurdên koçber 1990 ( Dayikek bi keça xwe re, ji zilm û zordariyê rejîma Baasê xwe dispêrin Xwedê ji ber ku ji bilî Xwedê û çiyayên ku wî/ê afirandine tu dostên Kurda tune bû ...) t.me/weneyenKevnBikurdi
Kurdî
ATATÜRK “BENİM BİR DİNİM YOK”
(Dini ve Namusu olanlar Kazanamazlar) Benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum. Hükümetini ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir, adeta halkı bir kapana kıstırırlar. / Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkûmdurlar. Onun için önce din ve namus telakkisini kaldırmalıyız. (Andrew Mango, Atatürk, s 447 / İstanbul, Tekin Yayınevi, 1990, s 83-84) ✔ Kur’an Gökten İndiği Sanılan Bir Doğmadır: Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. (Söylev ve demeçler, cilt 1, s 389. (1 Kasım 1938' deki son meclis konuşması)) ✔ Suçlu Allah'ın Dinidir: Kralların ve padişahların istibdadına (baskılı yönetim), dinler mesnet olmuştur. (Atatürk’ün El Yazmaları, Medeni Bilgiler, s 30) ✔ Bütün Dinler Utanmaz Peygamberlerin Kurgusudur: Tarih bize öğretir ki, bütün dinler, milletlerin cehaletlerinin yardımıyla utanmaksızın Tanrı tarafından gönderildiğini söyleyen adamlar tarafından tesis olunmuştur. (Atatürkün El Yazmaları, Medeni Bilgiler, Afet İnan) ✔ İnsanları Allah Değil "Tabiat" Üretti: Natür (Tabiat) insanları üretti, onları kendisine taptırdı da... / Çünkü malumdur ki, insan tabiatın mahlûkudur. / İnsanlar, kurtçuklar gibi sulardan çıktılar en önce... İlk ceddimiz balıktır. İşler daha daha ilerledikçe o insanlar, primat zümresinden türediler. "Biz maymunlarız"; düşüncelerimiz insandır. (Atatürk den Düşünceler, Derleyen: Prof. Enver Ziya / Atatürk’ün El Yazmaları, Medeni Bilgiler, Afet İnan / Ruşen Eşraf Ünaydın, Atatürk Tarih ve Dil Kurumları, s 53) 👹 Atatürk’ün Din Algısı: “Onlar (Ashab-ı Kiram) aptallaştılar.” (M. Kemal) ✔ Din, Körü Körüne Bağlanmaktır: Gerçekte dinleri konusunda halkın hiçbir fikri yoktur, din dediği şey, bilinmeyen inanç
Karizma Kurumu Ezmek Zorunda mı? (İmamoğlu / Yavaş Denklemi) Popüler figürlerin varlığı kurumsallaşmanın önünde bir engel olmak zorunda değil; aksine, dönüşümün finansörü ve kalkanı olabilirler. Tony Blair, 1990'ların ortasında İngiliz İşçi Partisi’ni (Labour) dönüştürürken ve partinin o güne kadarki en radikal tüzük değişikliklerini (meşhur Clause IV maddesinin kaldırılması gibi) yaparken, gücünü kurumsal delegeden değil, kendi şahsi popülaritesinden ve kamusal karizmasından alıyordu. İmamoğlu veya Yavaş'ın sahip olduğu kamusal meşruiyet, parti içi direnç odaklarını (statükocu delege ağlarını) tasfiye etmek veya radikal yapısal reformları partiye kabul ettirmek için bir "kaldıraç" olarak kullanılabilir. Karizma, kurumu yutmak yerine onu modernize eden bir motora dönüşebilir. Delege Yapısı Aşılmaz Bir Duvar mı? Delege sistemi katıdır, ancak dışsal şoklara ve büyük ödüllere karşı esneyebilir. Siyasette en büyük rasyonel motivasyon "iktidar olmak ve devleti yönetmektir". Eğer delege ağları ve parti içi klikler, eski yöntemlerde ısrar etmenin mutlak bir genel seçim mağlubiyeti (ve dolayısıyla kaynak kaybı) getireceğini net bir şekilde görürlerse, kendi varlıklarını korumak adına değişime "rızalık" gösterebilirler. 2023 kurultayındaki lider değişimi, tam da tabandaki öfkenin yarattığı dışsal şokun delege yapısını çatlatmasıyla mümkün oldu. Yapı katıdır ama geçirgenliği sıfır değildir. "Dönüşüm" Tek Bir Büyük Devrim Değildir Analizi yaparken genellikle doğrusal ve mutlak bir kurumsal dönüşüm (bir sabah uyanıp tamamen batılı, şeffaf, programatik bir parti olmak) arıyoruz. Oysa dönüşümler hibrittir. CHP, bir yandan eski delege pazarlıklarını sürdürürken, diğer yandan gölge kabine gibi modern mekanizmaları bünyesine entegre edebilir. Bu ikili yapı (eski ve yeninin bir
Siyaset
Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923’teki kuruluş paradigması, etnik çeşitliliği tek bir potada eritmeyi hedefleyen Fransız tipi, merkeziyetçi bir ulus-devlet modeline dayanıyordu. Dolayısıyla "bürokratik ve askeri filtre", sistemin en temel savunma mekanizması olarak kurgulandı. Burada analiz edilmesi gereken çok kritik bir ayrım var. Etnik köken ile siyasi/demokratik temsil arasındaki o aşılmaz duvar. Türkiye’de Kürt kökenli olmak, devletin en üst kademelerine (Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı, Meclis Başkanlığı) tırmanmaya tek başına bir engel teşkil etmedi. Ancak bunun tek ve sarsılmaz bir şartı vardı: Sistemin resmi ideolojisini (Türk ulus kimliğini) tamamen benimsemek, taşımak ve alt kimliğini kamusal alanda bir hak arayışına dönüştürmemek. İsmet İnönü: Köken olarak Malatya/Bitlis hattına, yani Kürt coğrafyasına dayanıyordu. Ancak Cumhuriyet'in erken dönemindeki o sert merkeziyetçi ve homojenleştirici politikaların (Şark Islahat Planı gibi) altındaki en büyük imzalardan biri ona aitti. Sistem içinde "Kürt İsmet" olarak anıldığı dönemler olsa da devlet aklının en sadık yürütücüsüydü. Turgut Özal: "Anam Kürt" diyerek etnik kökenini kamusal alanda rahatça telaffuz eden ilk Cumhurbaşkanı oldu. Özal, 1990'ların başında federasyon dahil her tabuyu tartışmaya açmaya, Kürtçe yayın ve dil yasağını esnetmeye çalıştı. Ancak tam da o "Müesses Nizam" duvarına, askeri ve bürokratik vesayete çarptı. Bu hamleleri kalıcı bir demokratik reforma dönüştüremeden, fırtınalı bir dönemde aniden hayatını kaybetti. Ordu, cumhuriyetin ideolojik genetiğini koruyan en sert kabuktu. TSK bünyesinde yükselmenin şartı sadece askeri başarı değil, anayasal bir dogma haline getirilen "Türk milletinin çıkarlarına" ve "Türklük" sözleşmesine sarsılmaz bir sadakat göstermekti. Kendi etnik kimliğini
Tarih
Reklam
Reklam