Edebi eserlerde verilmek istenen mesaj, makalelerde veya fikir yazılarında olduğu gibi doğrudan değil; dolaylı yollardan dile getirilmeye çalışılır. Zira, tez (verilmek istenen mesaj) ne kadar belirgin olursa; eser aynı oranda edebiyattan uzaklaşarak politika, felsefe veya ahlâk gibi konularda yapılmış söylemlere yaklaşır.
Beyaz Gemi de içinde barındırdığı mesaj bakımından edebiyat dünyasında büyük bir yankı uyandıran, Aytmatov’un dehasını ustalığını gösteren şaheserdir.
Romanda adı hiçbir zaman zikredilmeyen bir çocuk vardır. Romanın başkahramanı olan bu çocuk, dedesi ve ninesiyle birlikte teyzesinin kocasının evinde adeta bir sığıntı muamelesi görerek yaşamaktadır. Çocuğun annesi, onu bırakıp başkasıyla evlenmiş; babası ise, dedesinin ve ninesinin tutumu nedeniyle, çocuğunu görmemeye mahkûm edilmiştir. Çocuk ise bir gün babasının gelip kendisi alacağını düşünmekte ve dedesinin kendisine hediye ettiği dürbünle Issık-Göl’deki Beyaz Gemi’de çalışan babasını görmeye çalışmaktadır. Bu sırada da çeşitli hayallere dalmakta ve -kendisi bunun farkında olmasa da- yaşadığı sıkıcı dünyadan bir nebze olsun uzaklaşmaya çalışmaktadır.
Evde yaşayan herkes, teyzesinin kocası Orozkul tarafından zulüm görmektedir. Karısının hamile kalamamasından dolayı çok sinirli bir yapıya sahip olan Orozkul, aşırı derecede içmekte ve kendisine bir türlü çocuk veremeyen karısına şiddet uygulamaktadır. Parti yönetiminde olması ve yaşadıkları evlerin ona ait olması nedeniyle, sığıntı hayatı yaşayan, kızın babası ve annesi bu durum karşısında sessiz kalmakta ve hiçbir karşılık verememektedirler. Aytmatov’u tanıyan ve Beyaz Gemi’sini okuyan birçok okur da bu romanın sembolizmle boyanmış olduğunu, roman kurgusunun altında başka bir mesaj olduğunu