Özen gösterilerek yetiştirilen çiçekler ve yemişler vardır. Sonra köşede bucakta, çayırların, çitlerin arasında kendi kendilerine yetişmiş çiçeklerle yemişler de vardır.
İnsan, o özen gösterilen örneklere elbette hayran olur. Ama doğanın bağış ve özeniyle kıyıda yetişeni de yakından incelersek, ne derin güzellikler buluruz.
Kimi zaman, bir çayır ucunda öyle bir yemişe rastlarsınız ki, hayran olmamak elde olmaz. O denli çekici ve tatlıdır. İşte, Müjgan Hanım'ı hiç tanımadan, dün gece salondaki davranışlarıyla birden görünce, bana öyle geldi.
Onu önce, hiç dikkat çekmeyen ama sonra bulunacak pek derin güzelliğe, pek olağandışı tada sahip bir çiçeğe,
bir yemişe... Örneğin... Örneğin... Ben pek severim...
Bir "böğürtlene" benzettim. Benim bu ilgim, genellikle akılcı, beğenilen örneklerden çok, özel bir beğeniye sahip olduğumu gösterir.
Odamın penceresini açtım. Sabah oluyordu.
Ada’nın zümrüt ufku üstünde pırlanta bir gökyüzü açılmış, mavi renkli bir deniz uzamıştı. Bütün evrende, en sezilmez bir hareket esintisi, tek bir ses zerresi bile yoktu. Derin ve gümüş benzeri bir uyku ve sessizlik...
Ruhum, o zamana dek hiç hissedilmemiş bir ferahlıkla aydınlanmıştı.”
Yaşam onu parlak bir gelecek için hazırlarken,
bu gelecek, en acı bir bozgunla yıkılmıştı.
Bu dudakların gülümsememesinden, bu gözlerin
gülmemesinden doğal ne olabilirdi?