Adı:
Böğürtlen
Baskı tarihi:
Ocak 2012
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054468072
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Akvaryum Yayınevi
Baskılar:
Böğürtlen
Böğürtlen
Biz daha Kalipso Oteli'nin önüne gelmeden, iskele tarafında bir otomobil klaksonu çalıyordu. Köşeyi döner dönmez, otoyla karşı karşıya geldik. Şahane bir arabada ilk göze çarpan, düş ötesi bir dünyanın yaratıkları duygusunu veren aklar giymiş, üçü de birbirinden güzel, birbirinden şık üç genç hanım...

Bunlar, yanımda Nihat'ı görünce, güzel yüzlerinde olağanüstü içtenlikli, coşkulu, ilgilerini gösteren gülümsemeler doğdu. Üçü de ellerini hızla sallayarak onu selamladılar.
İlk psikolojik romanımız olan Eylül kitabının yazarı olarak bilinen Mehmet Rauf'tan başka bir psikolojik eser: Böğürtlen

1925 yılında yazılan bu eserle 1900'de yayımlanan Eylül romanının benzer yönleri var elbet. Psikolojik unsurların bu eserde de yer alması, olaydan çok duygu ve düşüncelerin yer kaplaması, isminin bir teşbihten yola çıkması ve tabi ki aşkın bir insan hayatına etkisi...

Eylül eserinin adı, insan hayatındaki sonbaharı, yaşamımızın orta yaş yıllarını temsil etmekteydi. Bu eserde ise böğürtlen ismi, bir insana yapılan benzetmeden kaynaklanıyor. Bu benzetmeyi de doğrudan yazarın kaleminden aktarayım:
"Özenle toplanıp, törenle sofrada sunulan turfanda çileğe, ben böğürtleni tercih ederim. Evet, çilek daha parlaktır, daha gösterişlidir, ama ne yapayım ki pek boldur, istenirse yetiştirilir. Oysa bir çitin en uzak bir köşesinde yetişmiş nazlı, gururlu, yüksek bir böğürtleni düşününüz. İşte, Müjgan Hanım'ın kişiliğini ben böyle tanımlıyorum." (sayfa 38)

Romanın konusu basit gelebilir. Zengin ve keyif adamı olan Pertev Bey, Müjgan'ın duru, sade duruşuna, gösterişsiz yaşam tarzına hayran kalır. Bu hayranlık görür görmez ortaya çıkar. Müjgan'ın bu aşka karşılık vermeyişi ile Pertev'in aşkı iyice büyür.Yazarımız Eylül'den yıllar sonra yazdığı bu eserindeki başarısını da psikolojik tahlillere borçlu bana göre. Konu olarak sıradan olan eser, Pertev'in uzun düşünceleri ile farklı bir hâle dönüşüp kendini okutmayı başarıyor. Buradaki tahlillerin uzun uzadıya değil, tadında kaldığını söyleyebilirim.

"Oysa, soğukkanlı düşünmek , söylenmiş sözleri uzun uzun tartmak, biçmek ve bunların gerçek anlamlarını göz önünde tutup ona göre bir davranış biçimi seçmek, elbet de daha akla uygun olurdu." derken Mehmet Rauf, anlatım tarzını da anlatıyor aslında. Karakterlerini konuşturmadan önce ve sonra düşündürtüyor, onları anlatıyor bize. Uzun uzun psikoljik tahlillerden sıkılırız belki kitap okurken; ama hayatımız da gerçekte öyle değil midir? Yaşamımızda küçük ama bizim için önemli bir olaydan önce (özellikle aşk konusunda) günlerce, aylarca düşünürüz, beynimizde büyük bir inşa çalışması yaparız. Hayatımızdaki birkaç dakikalık bu olaydan sonra yine düşünmeler başlar, pişmanlık, mutluluk, hüzün, sevinç, değerlendirme cümleleri zihnimizde ve kalbimizde cirit atar. Olaydan çok bu unsurlara yer verdiği için okuduğum iki Mehmet Rauf kitabı da hoşuma gitti benim...

Aşk içimize bir şekilde gelir ve ne yaparsak yapalım, saçma ve mantıksız olduğunu bilsek de içimizde bu aşkı bitiremeyiz. Yıllar öncesinde bunu başarıyla dile getiren yazarımızın kaleminden -sonu biraz oldu bittiye gelse de- eserini zevkle okudum. Bu düşüncelerle kitabı okurken aklıma gelip dilime takılan şarkıyı da incelememin sonunda paylaşayım. Ki bir incelemede paylaştığım ilk şarkım olsun bu da... İyi dinlemeler ve okumalar...
https://m.youtube.com/watch?v=UdraRRoY9iA
Şaşardım oysa ki tadına doysam
İki günde silindi şu epub dosyan
Her güzel kitap gibi sen de gidiyorsan
Sana diyeceğim tek şey; o sen olsan bari...
[ Âşık Kaan Paşa]

Her güzel şey gibi maalesef sen de bittin. Oysa sindire sindire okumuştum seni. Yine de tüm bu çabalara rağmen kurtarılamadın.

Bu kısacık roman o kadar güzel o kadar sıcak ki yukarıda da belirttiğim gibi hiç bitmesin istedim. Ama bu sürükleyicilik karşısında adım hıdır gücüm budur. Mehmet Rauf aşkın resmini çizmiş ve kalan rötuşları tamamlamanız için fırçayı size bırakmış. Böylece bu akıcılık esnasında zaman zaman durağanlaşıp kendi hayatınızı da gözden geçirme ihtiyacı duyabiliyorsunuz.

Kitabın ilk sayfalarından itibaren kendimi Yeşilçam filminde gibi hissettim. Daha doğrusu hissetmek zorunda kaldım, o etkiden çıkamadım. Ve hatta belki gerçekten filmi vardır diye araştırdım. Ama yokmuş. Keşke çekselermiş. İyi olurmuş. Olsun.

1-2 saatte bitirebileceğiniz kitaplardan. Okumazsanız çok şey kaybedersiniz diyemem. Ama okursanız aşka dair çok farklı bir bakış açısı kazanabilirsiniz.
Yeşilçam tadında bir kitap. :)
"Yaşamda o denli kötülük gördüm ki..." diyerek yaşadığı acı tecrübelerden sonra kendi dünyasına çekilen Müjgan ve Müjgan'a olan aşkıyla yanıp tutuşan fakat onun kapalı kapılarını aralamakta bir hayli zorlanan zengin Pertev Bey'in hikayesi.
Bir Yeşilçam Filmini beyazperdede değil, kitabımın sarı sayfalarında izledim.Hem de oyuncuları ben seçtim, ben giydirdim. Çoook eskilere, henüz sayısız kanalların olmadığı, üç beş kanallı tv lerin hergün birinde mutlaka izlediğimiz, birbirine benzeyen o meşhur senaryolardan biri; zengin, yakışıklı, yalılarda oturan beyzade ve iyi yetiştirilmiş, talihsiz bir olayla feleğin tokadını yemiş, yarı besleme, yarı sığıntı , fakir ama onurlu, çetin ceviz, çuval giyse yakışan kızımızın aşk hikayesini tekrar izledim. Olsun güzeldi! Üç dört saat kafamı dağıtım hiç olmazsa! :)
Eflatun yayınlarından çıkmış olanı okudum. Kitabı okurken Yeşilçam aşk filmleri herhalde bu tür eserlerin etkisiyle bir rota çizmiştir diye düşündüm. Çok baydı beni, bir şeyler nedense gerçekçi gelmedi. Birde bu kitaplarda anlayamadığım bir nokta var ki, baş karakterin ve ona yakın olanların zenginliği, ne meslek, ne iş belli. Köşklerde, yalılarda bir aşk hikayesi gidiyor. En ilginç olan şey yazının başında belirttiğim Eflatun yayınlarının yaptığı, şaşırdım doğrusu. Kitabın başında Mehmet Rauf'u tanıtıyor ki burası normal ve bu tanıtımın sonunda Böğürtlen başlığıyla bu kitaba da değinmiş. O yazıdan bir alıntı yapıyorum: "Böğürtlen 'in içeriğinde, pek de özgün bir yan yoktur. Bu konu ve olayların aktarılış yöntemi, Romantizm XIX. yüzyıl sonlarıyla XX. yüzyıl başlarında ortaya çıkan türü olan ve gazete tefrikası biçiminde yayımlanarak geniş halk kitlelerine ulaşan 'popüler roman' anlayışına uygundur." Yayınevi bana sorarsanız bu kitabı almayın diyor, ben kitabı çöpte bulmuştum. Okuyun diye tavsiye edemeyeceğim. Benim tek hoşuma giden kitabın adı oldu.
bazı mantık hataları vardı. mesela bi an sabahtan bahsederken bi anda iyi akşamlar diye giriş yapılan yerler vardı. onun dışın da yeşilçam da bir türk filmiz izler gibi kitabı okuyabilirsiniz.
Yaşamda uğradığı acı bir bozgunun insanı nasıl kendi başına yetişmeye ittiğini anlatan çok güzel bir eser diyebilirim.
En can alıcı alıntı ise "Özen gösterilerek yetiştirilen çiçekler ve yemişler vardır. Sonra köşe de, bucakta, çitlerin arasında kendi kendilerine yetişmiş çiçeklerle, yemişler de vardır. İnsan o özen gösterilen örneklere elbette hayran olur. Ama doğanın bağış ve özeniyle kıyıda yetişeni de yakından incelersek ne derin güzellikler buluruz. Kimi zaman bir çayır ucunda öyle bir yemişe rastlarsınız ki, hayran olmamak elde olmaz, örneğin.. örneğin böğürtlen.." İşte Müjgan erişilmesi en zor ama en derin güzelliğe ve olağandışı tada sahip en özel böğürtlen..
Aşkın ne olduğunun cevabını belki bu kitapta bulabiliriz. Pertev'in böğürtlen adını verdiği Müjgan'a karşı olan aşkı. Müjgan'ın diğer kızlardan farklı olması, onların sevdiği ve mutlu olduğu şeyleri sevmemesi, istememesi üzerine Pertev ona yakınlık duymaya başlar. Bunun üzerine olaylar gelişir. Kısa zamanda okunabilecek güzel bir kitap. Tavsiye ediyorum herkese.
Aşk nedir sorusunun cevabını bulabilmek adına okunursa , “ Ellerim bomboş, yüreğimde bir sızı” nameleriyle bitirilebilir. Cevap tam olarak bu kitapta yatmıyor . Konu aşktan ibaret olunca , gönül ve göz yüzbinlerce tanım arıyor ve kendisine en uygun olan neyse onu seçiyor .Fuzuli ,Ziya Paşa, Nedim, Bâki okuyanlar için çok hafif kalacak türden bir eser. Lâkin yine de kitapta yapılan betimlemeler gerçekten güzel .Yazarın yaptığı en net tahlil , günümüze de %95.5 ihtimalle hitap eden “Parasız insanlar , insan sayılmıyor. Bütün namus, soyluluk, onur hep paraya feda ediliyor. Kadınlar namuslarını, erkekler onurlarını hep para için çamura atıyor. ( syf:64 ) “
Herkes, her şey ve herkes hakkında kendisinin düşüncelerine ve bilgilerine göre anlam veriyor.
Bir kadın gülümsemesi için büyük savaşlar kazanıldığını, büyük buluşlar ortaya konduğunu, olağanüstü kahramanlıklar yapıldığını, şimdi anladım.
“Asıl sevgi kayıt ve koşul tanımaz, beyefendi...” dedi. “Hiç ummadığınız bir an, hiç ummadığınız bir yöne esen bir alev gibi sizi yakar, tutuşturur. Aşk zaman, yer, koşul ve kişi kaydından bağımsız bir serseridir.”
İnsan oldum, insan olmaya çalıştım da, ne yararını gördüm?
Mehmet Rauf
Sayfa 73 - Bordo Siyah Yayınları
Kimse kimseyi anlamıyor, bilmiyor... Herkes, her şey ve herkes hakkında, kendi düşüncelerine, bilgilerine göre anlam veriyor. Ve siz ne yaparsanız yapın, boşuna. Böyle bir kez hükmü giydiniz mi, tıpkı adli mahkûmlar gibi bunu uzun uzun çekmek, ödemek zorunda kalırsınız.
Şimdi önümde yürüyor ve bu soluduğum havada onun ciğerlerinden geçerek tanrısallaşmış nefis damlalar var, başka ne gerek?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Böğürtlen
Baskı tarihi:
Ocak 2012
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054468072
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Akvaryum Yayınevi
Baskılar:
Böğürtlen
Böğürtlen
Biz daha Kalipso Oteli'nin önüne gelmeden, iskele tarafında bir otomobil klaksonu çalıyordu. Köşeyi döner dönmez, otoyla karşı karşıya geldik. Şahane bir arabada ilk göze çarpan, düş ötesi bir dünyanın yaratıkları duygusunu veren aklar giymiş, üçü de birbirinden güzel, birbirinden şık üç genç hanım...

Bunlar, yanımda Nihat'ı görünce, güzel yüzlerinde olağanüstü içtenlikli, coşkulu, ilgilerini gösteren gülümsemeler doğdu. Üçü de ellerini hızla sallayarak onu selamladılar.

Kitabı okuyanlar 133 okur

  • ebrulí-kra
  • Said Dirican
  • Betül S.
  • Aysun Yıldırım
  • Metin Özdemir
  • Ayşe Gül
  • Muhammed Aktaş
  • Selinay Sakarya
  • CEYLAN GÜNEŞ KARAKAYA
  • Fatıma

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%9.5
14-17 Yaş
%11.9
18-24 Yaş
%33.3
25-34 Yaş
%28.6
35-44 Yaş
%7.1
45-54 Yaş
%4.8
55-64 Yaş
%2.4
65+ Yaş
%2.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%78.4
Erkek
%21.6

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%14.3 (5)
9
%20 (7)
8
%14.3 (5)
7
%11.4 (4)
6
%17.1 (6)
5
%5.7 (2)
4
%5.7 (2)
3
%5.7 (2)
2
%0
1
%0