Beğeni artık sevginin yerini almıştı. Sevgi benliğinin derinine inen bir zoka gibiydi ve beğeni bu kadar derine hiçbir zaman inememişti. Ruhunun derininden buna cevap niteliğinde bir şey geldi: Bu, sevgiydi. Ona verilenin karşılığıydı.
Bünyesi iyilik ve şefkat tohumları ekmek için elverişli değildi ve dolayısıyla tomurcuklanacak bir sevgi de yoktu. Bu tarz şeylerin zerresi dahi yoktu onda. 
Türünün savaşçı kanı uyanıyor, adeta içinden taşıyordu. O ne olduğunu bilmese de yaşamak deniyordu buna. Kendi amacını dünyaya duyuruyordu adeta; eti öldürmek ve öldürmek için dövüşmek doğasında olduğu için yapıyordu bunu. Varoluşunun hakkını veriyordu ve bunu en mükemmel bu şekilde gerçekleştirebilirdi, çünkü hayat kendi zirvesine donanımlı olduğun şeyi en iyi şekilde yapınca ulaşır.