Seda Şıhanlıoğlu

Seda Şıhanlıoğlu
@1Kitaphane
İki ömrüm olsun isterdim; biri yaşamak, diğeri okumak için..
Puan vermedi·216 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 20:30
Yaşar Kemal’in kurgu yeteneğini ve dilini çok net görebileceğimiz eseri,Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca... Kitabı bitirdiğimden beri üzerine düşünüyorum; çünkü bir çocuk masalı gibi görünen bu küçücük kitabın arkasında, aslında ne kadar büyük ve derin bir edebi yapı olduğunu fark ediyorsunuz. Bunu yazarın diğer eserlerinden ayıran en önemli özellik de bu; o bildiğimiz epik ve destansı anlatım tarzını bu kez çocuk edebiyatı ve halk masalları formuyla birleştirmiş olması. Geleneksel sözlü anlatımdan beslenen, tamamen alegorik ve sembolik karakterler üzerine kurulu müthiş bir kurgu çıkmış ortaya. İçeriğinden de biraz bahsetmek gerekirse; olay aslında devasa bir güç ile küçük ama dirençli bir topluluğun savaşı. Gücünü sonsuzlaştırmak isteyen Filler Sultanı, karıncaları boyunduruk altına almak için sadece fiziksel güç kullanmıyor. Hüthüt Kuşu’nun yalanlarıyla, dillerini yasaklayarak ve onları asil fil soyundan geldiklerine inandırarak sinsi bir kimliksizleştirme politikası uyguluyor. Yani sadece bedenlerini değil, hafızalarını da silmeye çalışıyor. Ama unuttukları bir şey var: Kırmızı Sakallı Topal Karınca. Fiziksel eksikliğine rağmen hafızası çok güçlü; karıncalara geçmişlerini, kendi dillerini ve karınca gibi yaşamayı hatırlatarak Milyonlarca karınca bir seldir felsefesiyle muazzam bir dayanışma başlatıyor. Açıkçası yazarla tamamen zıt kutuplarda, bambaşka fikirlerde olmamıza rağmen onun bu edebiyatını seviyorum. Olaylara biraz karşıdan, önyargısız bakmaya çalışıyorum.Kitaba da ideolojik ya da siyasi mesajlarından sıyrılarak,tamamen edebi bir kurgu ve dil işçiliği gözüyle baktığımda,yazarın yaratıcılığını ve sembol üretme becerisini çok net görebiliyorum. Gerçek hayatın karmaşık yapısı ve insan doğası bu masaldaki kadar siyah-beyaz olmasa da, kurduğu
Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal KarıncaYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202515,6bin okunma
Reklam
Puan vermedi·256 syf.··
2026 16. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 21:09
Aslında bu kitabı okuma hikayem biraz eğlenceli ve hareketli.Kendisi tam bir Ziya Gökalp hayranı olan oğlumun önerisiyle başladım bu yolculuğa.Fikirleri az çok biliyordum aslında ama yine de bu kadar yoğun bir okumaya tam hazır değildim,bana resmen ekstra bir beyin jimnastiği yaptırdı.Haliyle, evde oğlumla yaptığımız o meşhur fikir tartışmalarının aynısını sayfalar arasında yazarla da yaptık. Ne diyelim, evde ergen bir çocuğunuz varsa her fikre, her konuya açık olacaksınız. Gelelim kitaba; sosyoloji tarihimizin en önemli isimlerinden biri olan Gökalp, bu eserini iki ana bölüme ayırmış. İlk bölümde bizim kültürel ve tarihi kökenlerimizi incelerken; ikinci bölümde ise hukuktan aileye, dilden siyasete kadar kafasındaki toplum modelinin adeta tam bir programını çıkarıyor. Kitabı okurken kendimi bir inceleme yapıyor gibi değil de, karşımda gerçekten yazarın kendisi varmış derin bir fikir alışverişinde bulunuyormuşum gibi hissettim. Özellikle o meşhur Kültür ve Medeniyet ayrımını anlattığı sayfalarda yazarla net el sıkıştık. Batı'nın sadece bilimini, teknolojisini alıp; kendi zengin kültürel mirasımızı, ruhumuzu körü körüne bir taklitçiliğe kurban etmememiz gerektiğini öyle güzel savunuyor ki, o kısımlarda İşte tam olarak bu! dedim. Tabii bu uzun soluklu sohbetimiz her sayfada böyle tatlıya bağlanmadı; yazarla ciddi anlamda karşı karşıya geldiğimiz, kafamda onunla resmen zıtlaştığım yerler de oldu.Özellikle ikinci bölümdeki toplumsal düzen ve hukuk yapısı konusundaki bazı fikirleri benim dünyaya ve değerlere bakış açımla epey çelişti. Ama zaten bir fikir kitabını keyifli kılan da tam olarak bu değil midir? Sizi bazen onaylar, bazen de kendi düşüncelerinizi yeniden tartmaya zorlar. Benim için okuması son derece keyifli bir yolculuk oldu. Bence bu kitap, hem kendi
Türkçülüğün EsaslarıZiya Gökalp · Bilge Kültür Sanat Yayınları · 20197,8bin okunma
Puan vermedi·208 syf.··
Beğendi
·
2026 15. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 21:38
Kitap,sadece kronolojik bir hayat hikayesi anlatmıyor; bizi Moğol istilasının yaşandığı,herkesin yönünü kaybettiği o sancılı ve yangın yeri gibi olan 1200'lü yılların Anadolusuna götürüyor.Her kafadan bir sesin çıktığı, insanların yarınından emin olamadığı zor bir dönem... Moğol baskısı ve ekonomik sıkıntılarla birlikte patlak veren Babai İsyanı Anadolu’nun sosyal ve manevi yapısını derinden sarsan büyük bir dönüm noktası olmuş. Anadolu’yu sarsan bu meşhur isyanı ve yarattığı o kargaşayı ilk kez bu kitapta öğrenmiş oldum. İşte tam bu yangın yerinin ortasında, Ahmet Yesevî ocağında pişen Suluca Karahöyük’e ,Horasan’dan gelip gönülleri sevgiyle, ilimle ve sabırla mayalamaya çalışan bir Hacı Bektaş Veli var. Kitaptaki asıl olay da tüm bu kargaşanın ortasında onun o sarsılmaz duruşu ve karakteri zaten. Kendisi koskoca bir manevi yük taşıyor ama dünyalar güzeli bir tevazusu var. Mesela dervişlik sohbetlerinde Kur'an karşısında "Ben" demeyi kibir sayıp ısrarla "Biz" demeyi öğütlemesi, rızkı ya da müridliği sadece bir kazanç kapısı gören köylülere karşı o sakin ama tok duruşu insana kendi hayatını sorgulatıyor. Bugün her yerde "ben" çığlıkları atılırken, o dönemin ortasındaki bu "biz" duruşunu örnek almamız gerek. Onun dünyasında sabretmek de öyle bir köşeye çekilip çaresizce beklemek değil; her şeye rağmen doğru kalabilmek, o zorlu ortama rağmen kötülüğe karşı sevgiyle ve ahlakla direnebiliyorken sabırlı olmaktı. Seksen küsur yıllık koca bir ömrün son sayfalarına gelip Kadıncık Ana’nın o sessiz gözyaşlarını okuduğumda içime acayip bir huzur oturdu. Zengin, fakir, yoksul demeden herkese dokunup, herkesi o güzel ahlakla mayalayıp gitmiş bir hayat... Uzun lafın kısası; o derviş sükunetini biraz olsun solumak ve bugünün dünyasında bize rehber olacak o asil karakteri yakından
1000Kitap
Hacı BektaşEmine Işınsu · Bilge Kültür Sanat · 2012187 okunma
Puan vermedi·216 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 09:43
Bu kitabın seveni de çok sevmeyeni de, biliyorsunuz. Kimileri anlatımını çok basit bulup eleştiriyor ama ben kesinlikle seven taraftayım. Bence yazar lafı hiç uzatmamış, kelimelerle labirentler kurmuyor. Yolu o kadar açık bırakmış ki, okurken kendinizi rahatça ana karakterin yerine koyabiliyorsunuz. Satırları acele etmeden, sindire sindire okuduğunuzda, o basit görünen hikayenin arkasındaki o derin psikolojik tahlilleri fark ediyorsunuz. Hatta kitabın daha yarısına gelmeden bana direkt Erasmus’un Deliliğe Övgü kitabını anımsattı. İlk bakışta biri modern bir hastanede geçiyor, diğeri yüzyıllar öncesinin felsefe kitabı... Ama bence ikisi de aynı şeyi sorguluyor: Asıl deli kim? Sırf düzen bozulmasın diye her günü robot gibi yaşayan, ruhunu o monotonlukta çürüten dış dünyadaki insanlar mı; yoksa klinikteki o her şeyi arkasında bırakmış, maskesiz insanlar mı? Veronika’yı depresif hale getiren şey büyük bir acı falan değildi aslında. Her gününün aynı olması, geleceğinin bile şimdiden tekdüze şekilde planlanmış olmasıydı. İşin garibi, ölmek için girdiği o hastane onun yaşama tutunma alanı oldu. Çünkü orada hayatında ilk defa gerçek insanlarla karşılaştı. Dışarıdakiler sürekli maskelerle gezerken, oradaki insanlar acılarıyla, kırgınlıklarıyla, yani tamamen kendileri olarak var oluyorlardı. Hatta klinikteki bazı insanlar aslında iyileştikleri halde dışarı çıkmak istemiyorlardı; çünkü dış dünyanın o boğucu akıllılığından kaçıp, maskesiz ve özgürce kendileri olabildikleri tek yer burasıydı. Veronika da o duvarların arasında ilk defa yargılanmadan kabul edilmeyi ve kendi olmayı öğrendi. Hayatta ne kadar sıkışmış hissedersek hissedelim, kendimizi hatalarımızla, eksiklerimizle olduğumuz gibi kabul ettiğimizde, önümüzde her zaman başka bir yolun daha olduğunu göreceğiz. Ben bu
Veronika Ölmek İstiyorPaulo Coelho · Can Yayınları · 2020102,4bin okunma
DUAYI YENİDEN KEŞFETMEK
Puan vermedi·144 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2026 20:05
Mecit Ömür Öztürk hocanın bizi yine o bildiğimiz samimi ve derin iklimine davet eden kalemiyle yeni çıkan Duayı Yeniden Keşfetmek kitabıyla geldim. Mecit hocanın kalemini az çok tanıyorsanız,meselelere sadece teknik bir bilgi gibi değil, tam bir gönül diliyle yaklaştığını bilirsiniz. Bu kitabında da bizi aslında çok iyi bildiğimizi sandığımız ama bazen sadece isteme durağında takılıp kaldığımız dua kavramıyla yeniden tanıştırıyor. Kitabın asıl meselesi, duayı bir sonuç elde etme aracı olmaktan çıkarıp, Rabbimizle aramızdaki o kopmaz bağı tazeleyen bir hâl diline dönüştürmek. Sayfalardan gönlüme süzülen o cümleyle ifade edecek olursam;" insan aslında en çok çaresiz kaldığında değil, dua etmediğinde yalnızlaşıyor."Okurken fark ediyorsunuz ki; bazen kapısına gittiğimiz o dertler aslında Allah c.c ile aramıza giren perdeler değil, tam tersine bizi O’na ulaştıran, kapısında durmayı öğreten en kıymetli vesilelermiş. Beni en çok etkileyen ve üzerine uzun uzun tefekkür ettiğim kısım ise o bekleme ve sabretme süreci oldu. Hepimiz istiyoruz ki duamız hemen karşılık bulsun, ama kitap bize o bekleyişin, o sabrın da aslında müstakil bir ibadet olduğunu, ruhun ancak o bekleme odasında piştiğini hatırlatıyor. Allah, kabul etmeyeceği duayı kulunun kalbine ilham etmez cümlesi, o belirsizlik anlarında insanın gönlüne öyle bir su serpiyor ki, beklemenin kendisi bile bir huzura dönüşüyor. Acele etmeden, O’nun hikmetine ve zamanlamasına teslim olarak o kapıda durabilmek, meğer duanın en büyük meyvesiymiş. Eğer sizin de dualarınızda bir yorgunluk, neden olmuyor? diye bir iç sızınız varsa, bu kitap o sızıyı alıp yerine çok naif bir teslimiyet bırakıyor. Duayı bir istek listesi olmaktan çıkarıp bir buluşma sevinci haline getirmek isteyen her yolcuya çok güzel bir rehber olacağını
1000Kitap
Duayı Yeniden KeşfetmekMecit Ömür Öztürk · Hayy Kitap · 202688 okunma
Reklam