Dünya Sistemi hiçbir zaman gıcırtısız işleyen bir makineye benzemedi. Hep sıkıntıları, bunalımları, ağrıları vardı. 1914-1918 yılları arasındaki Büyük Savaş da kapitalizmi pürüzlerinden veya diş ağrısından kurtarmak gayesiyle çıkarıldı. Yani savaşı çıkaranlar en büyük sermayeyi elinde tutanlardan başkaları değildi. Büyük kapitalistler gayelerine uygun bir sonucu almakta gecikmediler. Dünya Sisteminin köpek dişleri bazı büyük birimleri ısırdığı halde parçalayamadığı için ağrıyordu. Savaş bittiği zaman dünyada bu büyük birimlerden hiçbiri artık yoktu. Rus Çarı yoktu. Alman Kayseri yoktu. Avusturya-Macaristan İmparatoru yoktu. İslâm Halifesi yoktu. Ne vardı? Hem ısırması, hem yutması gayet kolay küçük lokmalar, lokmacıklar. Kapitalist metropol imparatorlukların parçalarını "milli pazar" formunda periferileştirdi.
İnsan ilişkilerinin şahsiyetler arasi ilişkiler olarak anlaşılması toplum hayatının direği sayılır. Sermaye direksiz bir toplum hayatında etkin olabilirdi. Nitekim, şahsiyeti ihmal ederek insan ilişkileri ihdas etmek kapitalizm sayesinde olmuştur. Şahsiyet ihmal edilince insan ilişkilerinde birinci sırayı ne alacaktır? Görünüş!... Nasıl görünüyorsan öylesin! İşte nelerden mahrum olduğun apaçık görünmektedir. Bu yüzdendir ki, belá mahrumiyettir diyenler başkasında gördüğünü üstün sayar veya üstünlük olarak başkasında ne gördüyse onu bilir. Sermaye sahiplerinin kültürü (la culture bourgeoise) mahrumiyetlerin telâfisi uğruna geliştirilmiş bir kültürdür. Üzerlerine boca edilen nesnelerle sersemletilen insanlar önce dünya gücü karşısında aciz kaldıklarına ve dünya gücünün ona sunduklarına muhtaç vaziyete düştüklerine inandırılır; sonra aynı insanlar yedikleri darbelerden zevk almaya alıştırılır. Biz de onlar gibi olabilir miyiz? Bu soruyu sorarlar. Böylelikle sermaye sahipleri eksiğini tamamlama telâşına kapılmıştır ve günlerini uğradıkları hakaretten aldıkları hazzın sarhoşluğuyla geçiren insanları peşinen denetimi altına aldığından emindir.
Bizim şahsiyetimizi harcamaksızın kapitalizm karşısında durmamıza imkân verecek şey kapitalizmin başından beri günümüzdeki kadar güçlü olmadığını bilmemiz ve kapitalizmin bütün gücünü şahsiyet zaaflarından derleyip toparladığını anlamamızdır.