Bir plajda, kumlara serilen şu gencin, güneşin altın ışıklarını saçtığı, denizin en parlak olduğu ve yanına uzanan tanrısı gibi taptığı kadının kendine en yakın geldiği anda bile, ansızın içini saran garip sıkıntıda, bilmediği bir şeyi yitirmiş veya bulamamışlık duygusunda, heyecan artışında, eksiklik arayışında, bir başka ideal bir dünyanın ipuçlarını görüyoruz. Şuuraltından böyle bir ülke çıkıyor, kendini ham kayalara işlemek istiyor. Şairler nerdeyse onu söyleyecekler, piyes yazarları nerdeyse "basubadelmevt"i sahneye koyacaklar.
Şehadet kelimesi, insanları Allah'a, Peygamberlere ve birbirlerine bağlayan ve bu bağı şuur plânında tutan açık, seçik bir ilâhî mukavelenin kabul kelimesidir
İnanmak bir görüştür, inkâr bir görüş değil, bir kritik (bir tenkit) tir. Bize ortaya koymak, va'z etmek düşer. Onlara da, delil sıralamak. Güçleri yeterse, onlar iddialarını ispat etsinler. Bize kalırsa, insan değil başkasını, kendini bile Allah'ın yokluğuna inandıramaz, kandıramaz. Belki kendini kandırdığını sanabilir.
Kendi varlığı meselesini daha çözememiş bir varlığın (insanın), inkâra hakkı yoktur.
Allah'ı inkâr ediş, bence, insanın kendinden uzaklaşmasından doğuyor. Eşyaya doğru gittikçe, kendinden ve büyük Bütünden uzaklaşmış oluyor insan. Bunun için belki, eşyadan soyunup, kendinden ibaret kalan kişi kolaylıkla Allah'ı bulabiliyor.