Sen ne kadar güzel bir insansın, ne kadar nahif, donanımlı, bilge bir insansın.
Kıymetini bilebildik mi acaba diye düşünüyorum bazen..
Kendi adıma hep bildiğime eminim. Yazdıkları her zaman bende iz bıraktı. İmanı kalbe oturtmanın portresini çizmiş bir şahsiyet benim için.
Söylediklerinin temelinde inancına olan sevgisini hissettirdiği için o söylenen daha çarpıcı geliyor belki de..
Doğruyu hakikati çoğu kaynaktan okuyoruz ama her üslup aynı izi bırakmıyor.
Allah'ın varlığını ispatlamakla yükümlü değiliz, iddialarını ispat inkarcılara düşer cümlesi çağlar boyunca iyi niyetle varlığını ispata uğraşan Müslümanların girdiği çıkmaz sokağı ışıklandırdı benim için.
"Bize ortaya koymak, va'z etmek düşer. Onlara da, delil sıralamak."
Ortada bir varoluş var diyor sevgili Karakoç. Ve henüz varoluşunun sırrına erişmeyen insanın inkâra hakkı var mı diyor?
Buyrun çıkın işin içinden.
"Bize kalırsa, insan değil başkasını, kendini bile Allah'ın yokluğuna inandıramaz, kandıramaz. Belki kendini kandırdığını sanabilir."
Hayati tehlikeye maruz kalan en inançsız insanın birden Allah'a yakarması, bir dayanak araması örneği burda öne çıkıyor.
Bir çok dinde, kültürde Tanrı inancını, çeşitliliğini, çelişkilerini bizler için kısa bir not hâlinde derlemiş yazarımız.
Çeşitliliği, yanlışları bir yana bu insanın bir inanca ne kadar ihtiyacı olduğunu gözler önüne seriyor en nihayetinde.
Doğruyu bulan kurtuldu, yanlış ipe sarılan boynuna ilmeği geçirdi sonuç olarak.
Bazı dinlerde inanç ayağa pranga, kalbe kilit olmaktan öteye uzanamıyor.
Yahudilerde bu bütün dünyayı onlar için yaratmış bir Tanrı şeklini alırken, Hristiyanlıkta ebedi bir suçluluk döngüsüne dönüşüyor.
Bütün bunların üzerine İslam nasıl güneş gibi doğuyor birde bu eserden okuyalım.
Böyle küçük çaplı bir eserin bunca derin