Insanı hayvandan farklı kılan varoldugunun bilincinde olduğunu bilmesidir, sorgulayabilmesidir. Insan doğasının farkında olup bunu sorgulayabilecek olandır. Hayvanın da doğası vardır bunu bilir ve buna göre hareket eder. Bunun bilgisine sahiptir, ancak sorgulayamadigi gibi bunu değiştirebileceğini dusunmeye cüret etmez, edemez. Esref-i mahlukat doğasının farkında olur ve bunu sorgular ve bu doğaya, varoluşa, yaradılışa iman ederse, akıntının tersine yüzmeye çalışmazsa, yaradılışa savaş açmaya kalkmazsa tam o nokta esref-i mahlukat olmaya yaraşır bir notkadir. Aksi durum hasıl olduğunda bir hayvandan daha aptallık etmiş olur, sapkın olur, yolunu kaybetmiş olur, ve en sonunda en çok acı çeken ve yenilecek olan olur, çünkü yaradılış ve yaratan mutlaka galip gelecektir, diğer bütün yanılsamalar temellendirilemeden yitip gitmeye mahkumdur, hiçbir temelin olmadığını varsaymak ve o şekilde yaşamak insanı buhrana çıkmaza bilinmezlige kargaşaya nedensizlige itecektir. Oysaki insan tüm esyayla doğayla canlıyla uyum içinde yaşamalıdır. Doğanın kurallarını hiyerarşisini şefkatini gücünü farketmelidir insan ve ona göre davranmalıdır. Beni bunları yazmaya iten kitap Beyaz Diş oldu, bu kitapta dahi doğasının kurallarına uyan ve içinde bunların bilgisine sahip olan hayvan gördüm, günümüzdeyse doğasının farkında olamayan, kurallara başkaldıran, kuralsızlığı rehber edinen ve her fiile vücut verecek cürrete sahip olan insan-hayvanlar görüyorum.
Şunu bilmelidir ki insan ancak doğasına uygun yaşadığında özgür olacaktır.