Hayat böyleydi işte! Ne kadar boş, ne kadar kısaydı... Sadece hayattakilerin canı acırdı. Öldükten sonra acı duyulmazdı. Ölmek, uyumak demekti. Durmak, istirahat etmekti. O halde neden ölmeye razı olmuyordu?
"Söyle bana Toprak Ana, doğrusunu söyle: Savaşmadan yaşayamaz mı insanoğlu?"
...
"Zor bir soru sordun, Tolgonay. Savaşlarda yok olmuş uluslar vardır, yakılmış yıkılmış, kumlar altında kalmış kentler vardır. Öyle zamanlar oldu ki, insan izi görebilmek umuduyla çok bekledim. İnsanlar savaşa kalkıştıkça, 'Durun, kan dökmeyin!' diye karşı çıktım. Şimdi de aynı şeyleri söylüyorum. 'Ey denizlerin, dağların ötesinde yaşayan insanlar! Ey bu dünyanın insanları! İstediğiniz nedir sizin? Toprak mı? İşte toprak karşınızda, benim. Ancak, hepiniz içinim ben, bana göre sizler birbirinize denksiniz. Benim yüzümden kavgaya gerek yok. Sizin dostluğunuzu, emeğinizi istiyorum. Sürülmüş tarlanıza bir tohum atın, size yüz tane vereyim... "
....