Ne bulunduğum yerin ne de bulunduğum zamanın olağanüstü bir tarafı var. Sıradan bir yaz günündeyiz diyelim. Neyin olağan, neyin olağanüstü olduğu; hayatın tekdüze olup olmadığı insanın neye nereden baktığıyla ilgili değil mi?
Allah şöyle buyuruyor:
Sana emredileni açıkla, tebliğ et; müşriklerden de yüz çevir, onlara aldırma. Allah'ın yanında başka bir ilah tanıyan o alay edenlere muhakkak ki biz yeteriz. Onlar yakında (uğrayacakları akıbeti) bileceklerdir.
Pek özenle, önemli bir buluşmuş gibi yazdığım nice söz, neden kısa süre sonra bana gülünç ve yersiz görünüyor; buna karşılık lâf olsun diye karaladığım bazı sözler de niçin sonradan bana düşündürücü, cazip ve isabetli görünüyorru?
Yıllar ilerledikçe kardişinas itaatsizliğim, karşıma tek tek çıkan insanlara değil, toplum kurumlarına yöneldi. Tevarüs edilmemiş asaletim de yön değiştirdi. Artık kendimi ister istemez içinde bulunduğum topluma ilişkin bir ayırımın birimi değil, bile istele seçtiğim "iyilerin" savunmasını gözüpek ve tavizsiz bir tarzda yapmaya aday biri olarak görüyordum.