.. sabahın erken vaktinde, işe telaş ederken, şehre bakarım, onun nasıl uyandığını, kalktığını, duman çıkardığını, kaynadığını, kükrediğini seyrederim, bazen böyle bir manzaranın karşısında insan küçülür, sanki meraklı burnuna fiske yemiş gibi olur ve elini sallar, kendi yolunda sudan sessiz, otlardan alçak bir tavırla ilerler! Şimdi bakınız etrafınıza, bu kara, isli, büyük, kocaman binalarda neler oluyor? Bunu anlarsanız eğer o zaman kendiniz karar verirsiniz, anlamsızca kendinizi sınıflandırmanın ve değersiz bir utangaçlığa kapılmanın haki olup olmadığını. Şuna dikkat edin Varenka, düz anlamda söylemiyorum, mecazi bir şekilde konuşuyorum. Haydi bir bakalım, ne var bu binalarda? Şu dumanlı köşede, ihtiyaç yüzünden ev niyetine sayılan ıslak bir kulübede, bir işçi rüyasından uyanıyor; rüyasında da, mesela, bütün gece çizme görmüş, dün kazara kestiği çizmeyi görmüş, sanki insan rüyasında böyle bir saçmalık görmek zorundaymış gibi! Fakat sonuçta o bir işçi, bir çizmeci; hep aynı şeyi düşünmesi hoş görülebilir. Cıvıl cıvıl çocukları ve aç bir karısı da var orada; ve bir tek çizmeciler böyle kalkmaz, bir tanem. Öyle olsa önemsiz olurdu, bunu yazmaya değmezdi, ama canım, orada durum bakın nasıldır: Orada, aynı binada, bir üst ya da alt katta, yaldızlı odalarda zengin bir şahıs da çizmeler görür belki bütün gece rüyasında, yani başka tür bir çizme görür, başka model bir çizmedir bunlar, ama yine de çizmedir, çünkü benim burada kastetmek istediğim şu, canım, hepimiz, birtanem, biraz çizmeci gibiyiz. Ama bütün bunlar önemsiz, ama bu zengin şahsın yanında onun kulağına fısıldayacak, "Yeter böyle düşünmek, bir tek kendini düşünmek, bir tek kendin için yaşamak yeter, sen çizmeci değilsin, senin çocukların sağlıklı, karının da bir ihtiyacı yok, çevrene bir bak, kaygılanmak için